Hoşgeldin Ziyaretçi, Giriş Yap yada Hemen Bize Katıl
CANLI SOHBET | EKLE
| DİL:
 
hewalist
PROFİL   ALBÜM   BLOG   ZİYARETÇİ DEFTERİ   ARKADAŞLAR   BEĞENDİKLERİM   YORUM   ANKET   VİDEO  


Toplam 869 blog arasından 1 - 25 arası görüntüleniyor.


Sayfa:  1 | 2 | 3 | 4 | 5 | Sonraki >  Son >>


An
Tarih: 11/07/2018 16:31:05

Söylenen hiç bir söün kurulan hiç bir hayelin gercekcılıgı yoktur . An vardır . Yasanılan

Etiketler:


Hayırlı ;Ramazanlar
Tarih: 05/07/2015 18:05:01

Zannın büyüğünden küçüğnden kaçının! Kim ölmüş kardesşinin etini yemek ister?

Etiketler:


hayırlı ramazanlar
Tarih: 20/07/2013 13:48:23

Algı tacı basa, göz nuru yere baktıkca burun havada olmaz 


hewalist

Etiketler: Hewalist


hanniii
Tarih: 03/02/2013 10:22:38

  1. Maksat kendini ifade etmekse, mutlak bir dinleyici bulursun.!

Etiketler: Hewalist


hanniii
Tarih: 03/02/2013 10:22:06

Hersey ezbere gelmiştir bu zamana. bazıları unuttur bazıları ise mutlak inanır.!

Etiketler: Hewalist


hanniii
Tarih: 03/02/2013 10:21:27

Dağlarında ardın da güzellikler vardır, bazen bunları asıp yasamak vardır, bazen ise hayalinde yasamak vardır. Oysa çoğumuz zaten o dağın güzelliğine bakıp kalmadıkmı.!

Etiketler: Hewalist


hanniii
Tarih: 03/02/2013 10:20:51

  1. Ezbere gelen zamanın yasanmıs hıkayelerını değilde bu mucitlerin vefağsızlıgına yanarım.. yaradan neler ihsan edip neler ile denerken bizi, biz neden verilen bu nimetlerin camurdan yaratılmıs kısmına gıbta ederizki.!

Etiketler: Hewalist


hanniii
Tarih: 03/02/2013 10:20:13

Unutmaki ayaklarının bastığı yer kadarsın.!

Etiketler: Hewalist


hanniii
Tarih: 03/02/2013 10:19:46

Her şeyin dünyadaki ederi yeri kadardır.

Etiketler: Hewalist


Replik
Tarih: 16/02/2012 23:43:43

-Bir atasözümüz var; iyi giyimli bir adam iyi düşünceli bir adamdır.

-İpek içinde bir maymun yine de maymundur.

Etiketler: Replik


Replik
Tarih: 16/02/2012 23:42:51

Kanunlar yönetmez, insanlar yönetir.

Etiketler: Replik


Replik
Tarih: 16/02/2012 23:42:17

Güçlü bir adamı zayıf bir halk meydana getirir. Güçlü bir halkın ise güçlü bir adama ihtiyacı olmaz.

Etiketler: Replik


Saygı değer üyelerimiz,
Tarih: 30/12/2011 19:29:50

Saygı değer üyelerimiz,


Bu yıl Ülkemiz, milletimiz, ailelerimiz, sevdiklerimiz ve şahıslarımız için: İyi, kârlı, hayırlı, sıhhatli, neş’eli ve huzurlu bir yıl olarak değer bulsun İnşâallah. 

Muhabbetlerimle,
Erkan Öz

Etiketler: 2012


Kadir gecesi
Tarih: 26/08/2011 01:13:01

Kadir Gecesi




Kur’ân-ı Kerîm’de medhedilen en kıymetli gecedir. Kadir gecesinin fazîleti, üstünlüğü (bin aydan daha fazîletli, kıymetli, hayırlı olduğu), bizzât Allahü teâlâ tarafından, Kadir sûresinde açıkça bildirilmiştir.Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak, bu mübarek gecenin kıymet ve faziletini şöyle beyan buyurmaktadır: 

"Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?  Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.  O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar.
(Kadir Suresi 
 )  

Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz buyuruyor:

"Kim Kadir Gecesi'nde inanarak, ihlas ile o geceyi ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır." 

"Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır."

Müminlerin annesi Hz.Aişe (r.a.) şöyle diyor : 

-Dedim ki: Ya Resullullah, Kadir Gecesi'ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim? Şöyle buyurdu: 

Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni. (Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.)

Peygamberimiz (sav) buyuruyor:

"Kadir gecesinde bir defa, Kadir sûresini okumak, (başka zamanda) Kur’ân-ı kerîmi hatmetmekten daha sevâptır. Bu gece koyun sağma müddeti kadar namaz kılmak, ibâdet etmek, bir ay her geceyi ibâdetle geçirmekten daha kıymetlidir."

Bu mübarek gecede dua sünnettir. O icabet vakitlerinden birisidir. Süfyan-ı Sevrî demiştir ki, o gece dua etmek,namaz kılmaktan daha sevaptır. Kur'ân okuyup da dua ederse güzel olur.

İbnü Hacer Heytemî Tuhfetü'l-Muhtâc'da der ki: 

"Kadir gecesini görene, saklaması sünnettir. Onun kemâliyle faziletine ancak Allah Teâlâ'nın bildirdiği kimseler nail olur."


Kadir Gecesi Geçmişmidir Yoksa Tekrar Etmekte midir?

Kadir gecesi, meşhur olduğu üzere, Kur'ân'ın nazil olduğu veya sabahında Bedir zaferinin vuku bulduğu gece olduğuna göre o bir defa olmuş geçmiştir. Her sene Ramazan'da olacak olan onun şeref ve hatırasıdır, demek olur. Nitekim bazıları onun bir defa olup kalktığını kabul etmişlerdir. Fakat Kadir gecesi onlardan dolayı değil, onlar Kadir gecesine rastlamış olduğuna göre de Kadir gecesi bütün sene içinde gizli olup, en çok Ramazan'da ve en çok son onunda ve en çok yirmi yedinci veya sonuncu gece olması ihtimali en galip bulunan mübarek bir takdir gecesi olarak tekrar eder ki, bilinen, çoğunluğun görüşü de budur.

Kadir Gecesi Her Sene Ramazanın Aynı Gününe mi Geliyor?
Hayır. Allahü teâlâ, Kadir gecesini gizlemiş, yani Ramazan ayının çeşitli günlerine koymaktadır. Bu sene Ramazanın birine koyarsa öteki sene Ramazanın yedisine koyabilir, Kadir gecesi o gece olur. Diğer geceler gibi falanca ayın belli bir günü yapmamış, bu geceyi gizlemiştir. Bu gecenin aylarla ilgisi yok, gece ile ilgisi var. Kadir gecesi Ramazanın 27. gecesinde Kur'an-ı kerim inmiş ise, bu sene de Kadir gecesi Ramazanın üçüne alınmış olabilir. Demek ki bu mübarek gece Ramazanın üçüne geldi. Ay mefhumundan sıyrılmak gerekir. Diğer geceler ayla ilgili, Kadir gecesi ayla ilgili değil, gece ile ilgilidir. Allahü teâlâ dileseydi her aya bir tane koyardı ve her ayda Kadir gecesi olabilirdi. Kur'an-ı kerimin indiği bu geceyi de her ay kutlardık.

İlk defa Kur’an-ı kerimin nazil olduğu gecenin hususiyetini, faziletini ve bereketini Allahü teâlâ her sene başka bir geceye veriyor. Yani her sene değişik bir gecenin o kıymet ve fazileti taşımasını irade buyuruyor. Kur’an-ı kerimin nazil olduğu o mübarek gecenin her sene-i devriyesinde aynı gecenin o fazileti taşıması icap etmiyor. Başka bir gece o fazileti taşıyabiliyor. (4)  


Kadir Gecesi Olduğu Nasıl Anlaşılır?

Denizlerin suyu bir an tatlılaşır.

Kadir gecesi, açık ve sakin olur, ne sıcak, ne de soğuk olur. Bulut yoktur. Yağmur ve rüzgar yoktur.

Ertesi sabah güneş, kızıl olup, şuasız doğar.Yükselinceye kadar sanki büyük bir tabak gibidir.

Kadir Gecesinde köpek sesi duyulmaz diyen âlimler de olmuştur.


Kadir Gecesi Kaçıncı Gecedir?

Kadir gecesinin, Ramazanı şerifin 20.sinden sonraki tek gecelerinde aranmasına dair müteaddit hadis şerifler varid olmuştur. Birinden itibaren tek gecelerde aranmasını tavsiye eden büyüklerimiz de vardır.

İmamı Şa'rani Hazretleri, Kadir gecesinin kaçıncı gece olduğunu, Ramazanı şerifin giriş günlerine göre şöyle tesbit etmiştir. İmamı Şarani Hazretleri 30 sene Kadir gecesiyle bu tarife göre müşeref olmuşlardır. Bir çok Allah dostuda bu usulle Kadir gecesini bulmuşlardır.
  • Pazar günü girerse 29.gece, 
  • Pazartesi girerse 21.gece
  • Salı girerse 27.gece
  • Çarşamba girerse 19.gece, 
  • Perşembe girerse 25.gece,
  • Cuma girerse 17.gece
  • Cumartesi girerse 23.gece

Kadir Gecesinin 27.Gecedir  Diyenlerin Delilleri

Ulemanın ekserisi "Leyle-i kadir ramazan ayının yirmi yedinci gecesidir." demişlerdir. Bu görüşün sahibi bulunan ilim adamları delil olarak şu hadis-i şerifi göstermektedirler: "Leyle-i Kadir, yirmi yedinci gecedir."

Bu nakli  delile ilaveten akli bir delil ile mevzûu  daha belirgin hale getirmek istiyorum. Süre-i celilede (Kadir Suresi) "Leylet'ül Kadri" lafzı üç yerde geçmektedir. Bu lafzın harfleri dokuz tanedir. Bu sayıyı üçle çarptığımız zaman çıkan yekün de yirmi yediyi göstermektedir. (3)


Her geceyi kadir, her gördüğünü Hızır bilmek

Din adamlarının bazısı, leyle-i kadrin senenin günleri içinde gizlenmiş olduğunu söylemişlerdir. İhmalkarlık yapmasınlar ve diğer geceleri de ihya etsinler diye bu gecenin gizlendiğini ifade etmişlerdir. 

Hızır aleyhisselam da gizlenmiştir. İlim adamlarına ve zahid kimselere gösterilen alaka, fukara ve gurebaya da gösterilmelidir. bu ihitimalden dolayı:

"Her geceyi kadir bil, her gördüğünü Hızır bil" denilmiştir. (3)

Cenab-ı  Hak bu geceyi hakkıyla ihya eden kullar arasına bizleri de ilhak eylesin ve bizi zatına kul ve Habine ümmet olma şerefinde daim eylesin.


Kadir Gecesini nasıl ihya edeceğiz?

  • Yatsı namazında zammı sure olarak Kadir suresini okumalı.
  • Bir iki sayfa Kur'an-ı kerim okumalı.
  • Az da olsa sadaka vermeli.

  • Bu gece 4 rekat Kadir Gecesi Namazı kılınır.
1.rekatta:1Fatiha3İnna enzelnâhü 
2.rekatta:1Fatiha
3İhlası Şerif  
3.rekatta:1Fatiha
3İnna enzelnâhü 

4.rekatta:1Fatiha
3İhlası Şerif  

Namazdan sonra 1 defa: 


Allahü ekber Allahü ekber La ilahe  illalahü vallahü ekber Alahü ekber ve lillahil hamd 

100 defa Elem neşrah leke...    

100 defa 
İnna enzelnâhü  

100 defa da Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz'in Hazret-i Âişe (r.a.) Vâlidemiz'e öğrettiği şu duâ okunup, sonra duâ yapılır:



Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni, okunup dua yapılır.

"Ey Allah! gerçekten Sen çok affedicisin, affı seversin, öyleyse beni affet."

Mümkünse, kandil  gecesi olması sebebiyle bir de TESBİH NAMAZI kılınır.


ve bir müjde ile noktalıyalım:

"Kadir gecesine rastlamış olan bir geceyi ihyâ eden, Kadir gecesini ihyâ etmiş gibi sevâb kazanır" 

hadîs-i şerîfini düşünülerek, sık sık vâki olan 27. gece ihyâ edilirse, o gece Kadir gecesi olmasa bile, büyük sevâba kavuşulur.   (5)

Kaynaklar

1) Elmalı Tefsiri 
2) Mübarek Gün ve Gecelerde Yapılması Tavsiye Edilen Dua ve İbadetler, Fazilet Neş.1983
3) Kürsiden Mü'minlere Sohbet ve Nasihatler, 1.Cild, Mehmed Emre, Erhan Yayınları, 1998
4) Mehmet Ali Demirbaş, Kadir Gecesi
5) Prof.Dr.Ramazan Ayvallı, Kadir Gecesi
Not: Word Çıktısı Almak İçin Tıklayınız
Kur'an-ı Kerim Okumak Dinlemek Meal ve Tefsir İçin Tıklayınız
Bu sayfa Biriz biz sitesi tarafından hazırlanmıştır.

Etiketler: Kadir Gecesi


Oscar Wilde Sözleri
Tarih: 03/08/2011 11:29:15


"Erkekler kadınların ilk aşkı, kadınlarsa erkeklerin son aşkı olmak isterler."

"Sadece aptalların ciddiye alındığı bir dünyada yaşıyoruz. O halde “beni anlamıyorlar” diye üzülmek niye?"

"Yaşlılarlar herşeye inanırlar.. Orta yaşlılar herşeyden kuşkulanırlar...Gençler de herşeyi bilirler."

"Düşen bir çığda, hiçbir kar tanesi, kendisini olup bitenden sorumlu tutmaz."

"Evlilik, üstünde bütün kadınların anlaştığı bütün erkeklerin de anlaşamadığı bir konudur."

Kendisine soru soran gümrük memuruna: " Dehamdan başka deklare edecek birşeyim yok."

"Ne kadar çok kişi benimle aynı fikirdeyse, o kadar çok yanıldığımı düşünürüm."

"Ürememize yarayan organlar o kadar çirkindir ki, yüz güzelliği ve aşk olmasa insan neslinin devamı tehlikeye düşerdi"

"Evlilik bir bardak süt için evde inek beslemektir"

"Kadın anlaşılmak için değil,sevilmek için yaratılmıştır"

"Tarih okumuş herhangi birinin gözünde itaatsizlik, insana özgü bir erdemdir. İlerleme itaatsizlik sayesinde, itaatsizlik ve isyan sayesinde gerçekleştirilir."

"Bütün hükümet modelleri yanlıştır. Hepsi yetersizdir, çünkü insanın doğal ortamını değiştirmeye çalışırlar; ahlakdışıdırlar, çünkü bireye müdahale ederek en saldırgan egoizm formlarını üretirler; cahildirler, çünkü eğitimi yaymaya çalışırlar; öz-yıkımcıdırlar, çünkü anarşi doğururlar." 

"Sosyal demokrasi halkın halk tarafından halk için zorlanmasıdır."

"Beden üzerinde zorbalık uygulayan despotluk vardır. Ruh üzerinde zorbalık uygulayan despotluk vardır. Hem beden hem de ruh üzerinde zorbalık uygulayan despotluk vardır. Birincisine hükümdar denir, ikincisine papa denir, üçüncüsüne halk denir."

"Eskiden herşeyin değerini bilirdik, şimdi parasını."

Kendi yazdığı bir oyunun galasında, oyunun sona ermesiyle seyirciler tarafından alkışlanarak sahneye çağrılmış ve o sırada kuliste sigara içtiği için önce çıkmak istememiş, yaklaşık yarım saat süren ısrarlı alkışların sonunda elinde sigarasıyla sahneye gelerek bir nefes çektikten sonra, aralarında dönemin önemli kişiliklerinin bulunduğu seyircilere doğru dumanını üfleyip; "Eminim şu anda sahnede sigara içmemi saygısızlık olarak değerlendireceksiniz ama sizlerin de beni sigara içerken rahatsız etmesi büyük saygısızlıktı" sözlerini sarfetmiş.

'Başkaları bana ne yaparsa yapsın, ben yine en büyük kötülüğü kendime yaptım.' 

'Her cinayet bayağı değildir ama her bayağılık bir cinayettir.

"Erkekler hep bir kadının ilk aşkı olmak istiyorlar. Onların beceriksiz kibirleri buradadır.Kadınların yaklaşımı daha sağlıklıdır. Onlar bir adamın son aşkı olmayı seviyorlar."

"Koşullar hayatın bize indirdiği kırbaç darbeleridir. bazılarımız bu darbeleri fildişi beyazlığındaki çıplak omuzlarında hissetmek zorunda kalırken, diğerlerine paltolarını giyme izni veriliyor -işte tek fark bu.

"İnsanlar hatalarina tecrube derler."

"Güzellik bir tür dehadır -aslında dehanın da üzerindedir, çünkü anlatılmaya ihtiyacı yoktur-. bu, dünyanın, güneş ışığı, ilkbahar ayları ya da ay dediğimiz bu gümüş renkli kabuğunun koyu renkli suda yansıması gibi dünyanın yadsınamaz olgularından biridir. onu sorgulamak imkansızdır. ilahi bir hukuk onu egemen kılıyor." 

"Hırs başarısızlığın son sığınağıdır"

"Azıcık olasılık dışı olmak her zaman gereklidir"

"Ruh ve beden arasında bir farklılık görenler, bunların ikisine de sahip değildir."

"Çoğu kez, bir yankı, yinelediği sesten daha güzeldir."

"Erdem genelde mükemmellikten uzak bir olgudur, tıpkı kötü huyun bir zeka göstergesi olması gibi."

"Kitle halindeki insanlık, önyargılara boğulmuş, erdem diye adlandırdığı şey tarafından kemirilmiş, püriten, poz yapan bir canavardır. oysa hayatın sanatı, meydan okuma sanatıdır. meydan okumak - kabullenerek yaşamaktan vazgeçip, bunun için yaşamalıyız."

"Günümüzde insanlar herşeyin fiyatını biliyorlar fakat hiç birseyin değerini bilmiyorlar"

"Hayat, hakkında ciddi konuşulmayacak kadar çok önemli bir şeydir."

"Unutmaktan daha güzel bir şey yoktur -tabii ki unutulmuş olmak hariç."

"Büyük çağın dramı yaşlı olmak değil, genç olmaktır."

"Arkadaşlarımı sağlıklı göründükleri için, ahbaplarımı iyi karakterli oldukları için, düşmanlarımı ise akıllarını iyi kullandıkları için seçerim."

"Bir kitabın ahlak kurallarına aykırı olduğunu ya da olmadığını söylemenin bir anlamı yok. Bir kitap iyi ya da kötü yazılmıştır; hepsi bu."

"Güzel şeylerde güzel anlamlar bulanlar iyi eğitimli kimselerdir. Onlar için umut vardır."

"Hiçbir sanatçının ahlaksal başlılığı yoktur. Ahlaksal bir bağlılığa sahip olmak, affedilmez bir tarzı aşırı ölçüde kullanmaktır."

"Bazen güzelliğin sadece yüzeysel olduğu söylenir. bu, kuvvetli bir olasılıktır. Fakat, güzelliğin düşünceden daha az yüzeysel olduğu da kuşku götürmez."

"Bir adam son derece aptalca bir şey yaptığı zaman, bunu daima çok asil bir amaç için yapıyordur."

"Ben, dünyada baştan aşağıya tanımak isteyeceğim tek kişiyim; fakat bu şimdilik benim için mümkün değil."

"İyi niyetli insanlar asla işin içinden çıkamazlar. onlar, tıpkı dindar olduklarını göstermek için çok kötü giyinen kadınlar gibidir. iyi niyet dilbilgisi kurallarına daima aykırıdır."

"Erdem ve kötü huy, sanatçının sanatının malzemesidir."

"Sevdiklerimize karşı haksızlık yapmamak güçtür."

"Kibir en büyük erdemlerden biridir. buna rağmen, çok az sayıda insan onu aradığını ve hedef olarak seçtiğini itiraf eder. Birçok erkek ya da kadın mutluluğu kibirde bulmuştur. Yine de, insanların çoğu, alçakgönüllülük arayışı içinde dört ayak üzerinde sürünürler." 

"İhtiyatlılık kadar, kişilik için ölümcül hiçbir şey yoktur."

"Modern ahlak anlayışı çağın normlarını kabul etmemizi istiyor. Kanımca, kültürlü bir insanın çağın normlarını kabul edebilmesi, ahlaksızlığın en büyüğüdür."

"Azizler ve günahkarlar arasındaki tek fark, tüm azizlerin bir geçmişe, tüm günahkarların ise bir geleceğe sahip olmasıdır."

"Günümüzde iyi eğitimli olmak büyük bir hadikaptır. Bu size birçok kapıyı kapatır."

"Aptal ve çirkin insanlar bu dünyada en kısmetli kimselerdir. Rahatça oturabilir ve önlerinde oynanan tiyatroyu ağızları bir karış açık izleyebilirler. Zafer hakkında hiçbirşey bilmeseler bile, en azından bozgunu tanımaktan yoksundurlar."

"Hayatı ve edebiyatı ne kadar çok öğrenirsek, muhteşem olan her şeyin arkasında bireyin bulunduğunu daha çok hissederiz. ve insanın insan yapan çağ değildir, fakat çağı yaratan insandır." 

"Bir şeylere inanmak söz konusuysa, inanılmaz bir şey olması koşuluyla herhangi bir şeye inanabilirim."

"Yoğun bir bilgi içeren konuşmalar ya cahil birisinin yapmacıklığıdır, ya da zihinsel bakımdan yapacak bir işi olmayan bir adamın uğraşıdır."

"Kadınlar, tüm aşk hikayelerini sonsuza dek sürdürmeye çabalayarak onları ziyan ederler."

"Düşünce hayatı için tutarlılık ne ise duygusal hayat için de sadakat odur -sadece bir başarısızlığın itirafı."

"Vicdan bizim hepimizi bencil kılıyor." 

"Yolunu çizmekten aciz olan adam becerikli bir kimse değildir; tıpkı kötülüklerin en büyüğünü, en gerekli olanını -yani bir kocayı elde edemeyen hiçbir kadının akıllı olamayacağı gibi." 

"Yaşamak dünyada en nadir şeydir. İnsanların büyük çoğunluğu var oluyorlar-hepsi bu." 

"Aptallık en büyük günahtır."

Etiketler: Hiciv II


Chuck Palahniuk Sözleri
Tarih: 03/08/2011 11:16:50

  • Aslında Tek Hatam; İnsanları Fazla Önemsemem.
  • Akıllı Bi Yalnızlık Aptal Bi Ilişkiden Iyidir; Ya Kralın Yanında Kraliçe Olursun Ya Da Soytarının Yanında Maskara! Tercih Senin!
  • Sevmediklerin Derdin Olur Genelde, Sevdiklerin Ise Mutluluğun. Ama Birini Öyle B...Ir Seversin Ki; Hem Derdin Olur, Hem Umudun.
  • Bu Hayat Bana, İnsanların Çoğunun Gülemediği Için Ağladığını, Susamadığı Için Konuştuğunu Ve Laf Olsun Diye Yaşadığını Öğretti.
  • Dişilik Tek Gece Işe Yarar, Kişilik Ömür Boyu.
  • Acın Başkalarını Güldürebilir; Ama Gülüşün Başkalarına Acı Vermemeli.
  • Hiç Kapıldın Mı O Hisse. Gitmek Istersin Hani, Ama Aynı Zamanda Da Kalmak Gelir Içinden .
  • En Çok Da 3 Şey Yorar Insanı; Affetmek, İçi Yanarken Susmak Ve Olmayacağını Bildiği Halde Hayal Kurmak..
  • Birini Sevmek, Ömürden Koca Bir Parça Vermektir. Kendine Saklayacağın, Öğreneceğin, Eğleneceğin Vakti, Başkasına Hediye Etmektir.
  • Korkma Aç Kapıyı. Sende Kalmaya Değil, Beni Almaya Geldim.
  • Dikkatli Bak; Büyük Aşklar Ya Sonsuzdur Ya Da Onsuz.
  • Uğruna Savaşacak Bir Şeyler Bulana Kadar, Bir Şeylere Karşı Savaşmayı Seçersin.
  • Mükemmel Biri Değilim. Ama Beni Beklemeliydin! Buna Değerdim...
  • Bir Şeyin Yokluğu Size Acı Veriyorsa, Varlığı Sizi Öldürebilir.
  • Parçaları Kaybolmuş Puzzle Gibi Artık Insanlar. Kiminin Ruhu, Kiminin Beyni Ve Birçoğunun Bir Kalbi Yok.
  • Neden Mi Sevdim Seni ? ''Çünkü Daha Imkansız Bir Ihtimal Yoktu''.
  • Dünyanın En Yakışıklı, Zengin, Başarılı Adamı Da Olsan; Bir Kadın Seni Çocuklarının Babası Olarak Hayal Edemiyorsa; Sıfırsın.
  • Kadınlar Erkekler Için Değil, Yine Kadınlar Için Süslenirler. Çünkü Asıl Duygu Diğer Kadınlardan Daha Güzel Olma Arzusudur.
  • Ancak Kaybedeceğin Bir Şey Yoksa Özgürsündür.
  • Göz Gördüğünü Sevmez, Sevdiğini Görür...
  • Birine Gününün Nasıl Geçtiğini Sorduğunda, Bunu Sormanın Sebebi Kendi Gününü Anlatmak Istemendir. Birine Aşık Olmanın Sebebi, Onun Sana Aşık Olmasını Istemen...
  • Hiçbir Şey Durağan Değil. Her Şey Eskiyip Dağılıyor.
  • Sizin Sevdiğiniz Ile Sizi Seven Asla Aynı Kişi Değildir.
  • Sahip Olacağın Her Şey, Bir Gün Kaybedeceğin Şeylerden Sadece Biridir.
  • Herkesin Hayalgücü Tükendiğinde Artık Hiçkimse Dünya Için Tehdit Olmayacak.
  • Biz Televizyon Izleyerek, Milyonerler, Sinema Tanrıları, Rock Yıldızları Olacağımıza Inanarak Büyüdük Ama Olamayacağız...Hepimiz Heba Oluyoruz...Bütün Bir Nesil Benzin Pompalıyor, Garsonluk Yapıyor Ya Da Beyaz Yakalı Köle Olmuş...Reklamlar Yüzünden Araba Ve Kıyafet Peşindeyiz...Nefret Ettiğimiz Işlerde Çalışıyor, Gereksiz Şeyler Alıyoruz... Bizler Tarihin Ortanca Çocuklarıyız...Bir Amacımız Yok; Ne Büyük Savaş Ne De Büyük Bir Buhran Yaşadık...Bizim Savaşımız Ruhani Savaş... Ve Bunalımımız Kendi Hayatlarımız.
  • Dinleyin Sürüngenler; Sizler Özel Değilsiniz, Sizler Güzel Ya Da Eşi Benzeri Olmayan Kar Tanesi De Değilsiniz, Sizler Işiniz Değilsiniz, Sizler Paranız Kadar Değilsiniz, Bindiğiniz Araba Değilsiniz, Kredi Kartlarınızın Limiti Değilsiniz, Sizler Iç Çamaşırı Değilsiniz, Sizler Herkes Gibi Çürüyen Birer Organik Maddesiniz..! Bizler Bu Dünyanın Şarkı Söyleyip Dans Eden Pislikleriyiz. Hepimiz Aynı Pisliğin Lacivertleriyiz.
  • Her Aşk, Bitki Isimleriyle Başlayıp, Hayvan Isimleriyle Son Bulur.
  • Silahın Yaptığı Tek Şey, Bir Patlamayı Belli Bir Doğrultuya Yöneltmektir.
  • Galiba Hayattaki En Büyük Hatalarımdan Biri, Insanları Fazla Önemsemem .
  • Fiziksel Güçle Ve Mülkiyetle Olan Bağlarımı Niçin Koparıyorum? Çünkü Ancak Kendimi Mahvederek Ruhumun Gerçek Gücünü Keşfedebilirim.
  • Medeniyeti Alt Üst Edeceğiz. Dünyayı Daha Iyi Bir Yere Çevireceğiz.
  • Sahip Olduklarımı Yok Eden Kurtarıcı, Benim Ruhumu Kurtarma Savaşındadır. Bütün Aidiyetleri Yolumdan Kaldıran Öğretmen Beni Özgür Kılacaktır.
  • Mobilya Satın Alırsınız. Kendinize Dersiniz Ki, Bu Hayatım Boyunca Ihtiyaç Duyacağım Son Kanepe. Kanepeyi Alırsınız Ve Sonraki Birkaç Yıl Boyunca, Hangi Işiniz Ters Giderse Gitsin, En Azından Kanepe Sorununuzu Çözmüş Olduğunuzu Bilirsiniz. Sonra O Güzel Yuvanızda Kısılıp Kalırsınız. Bir Zamanlar Sahip Olduğunuz Şeyler Artık Sizin Sahibiniz Olur.
  • Cevap, Cevabın Olmayışıdır.
  • Bize Inandırılan Bu Gerçek Dışı Dünyada Yaşıyoruz, Hiçbir Teste Tabii Tutulmadığımız Için Neleri Kurtarabileceğimiz Konusunda Hiç Bir Fikrimiz Yok.
  • Benim Hiçbir Şeyim Orjinal Değil. Ben Bildiğim Tüm Insanların Ortak Çabasıyım.
  • Büyük Birader Bizi Gözetlemiyor Aslında,Şarkı Söyleyip Dans Ediyor. Şapkadan Tavşan Çıkarma Numaraları Yapıyor. Büyük Birader Uyanık Olduğunuz Her Dakika Dikkatinizi Çekmekle Meşgul. Sürekli Aklınızın Başka Yerde Olduğundan Emin Olmak Istiyor. Tamamen Zapt Olduğunuzdan Emin Olmak Istiyor.

Etiketler: Hiciv II


Jiddu Krishnamurti Sözleri
Tarih: 03/08/2011 11:09:51

  • Bilgi Yüklü Bir Zihin Özgür Bir Zihin Değildir.
  • Bu Denli Hastalıklı Bir Topluma Iyi Eklemlenmiş Olmak, Sağlıklı Olmanın Bir Ölçüsü Olamaz.
  • Tek Amacım Var: İnsanın Özgürleşmesi; Insana Sınırlarını Yıkmak Konusunda Yardımcı Olmak.
  • İnsanlar Hızla Akan Yaşam Nehrinin Yanında Kendilerine Küçük Bir Havuz Kazarlar, Iste O Havuzda Kokuşur, O Havuzda Ölüp Giderler.
  • Eylemlerimiz Bilgi Ve Zaman Üzerine Kurulu Olduğu Için, Insan Zamanın Kölesidir. Düşünce Sürekli Sınırlıdır,Bu Nedenle Biz Çatışma Ve Mücadele Içinde Yaşarız. Psikolojik Evrim Yoktur.
  • Maalesef Hiç Kimse Ifade Etmeye Çalıştığım Öğretiyi Tam Olarak Idrak Edemedi.
  • Eğer Dinleyecek, Yaşayacak, Yüzünü Sonsuzluğa Dönecek Sadece Beş Kişi Varsa Benim Için Yeterlidir.
  • Dünyayı Ve Dünyadaki Şeyleri Sevmediğimiz, Onlardan Yalnızca Yararlandığımız Için Yaşamla Bağımızı Yitirdik. Şefkat Duygumuzu, Duyarlılığımızı, Güzel Şeylere Tepkimizi Yitirdik; Doğru Ilişkinin Ne Olduğunu Ancak Bu Duyarlılığın Yeniden Kazanılmasıyla Anlayabiliriz.
  • Bir Kimseyi Sevmenin Ne Demek Olduğunu Biliyor Musunuz? Bir Ağacı, Bir Kuşu Ya Da Bakıp Gözettiğiniz Bir Hayvanı Sevebilir Misiniz? Size Hiçbir Karşılık Vermese, Gölgesinden De Yararlanamasanız, Arkanızdan Da Gelmese, Size Bağımlılık Duymasa Gene De Sevebilir Misiniz?
  • İnsan, Kendi Düşüncelerinin Farkında Olduğu Zaman Görecektir Ki; Düşünen Ve Düşünce Şeklinde Bir Bölünme Vardır. Gözlemleyen Ve Gözlemlediği, Deneyimleyen Ve Deneyimlediği. Sonunda Bunun Bir Illüzyondan Ibaret Olduğunu Keşfedecektir. Sonra Sadece Saf Bir Gözlem Kalacaktır, Geçmişin Ve Zamanın Gölgesini Içermeyen Bir Kavrayış. Bu Zamansız Kavrayışı Zihine Derim, Köklü Bir Mutasyon Getirir. Bütünsel, Toptan Omuzlama Asıl En Önemli Harekettir. Psikolojik Açıdan Düşüncenin Getirdiği Her Şey Toptan Omuzlandığında, Yalnız Ondan Sonra Orada Aşk Vardır, Aynı Zamanda Merhamet Ve Zeka Olan.
  • Gözetleyen Gözetlenendir.
  • Sen Dünyasın.

Etiketler: Hiciv II


Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar adlı romanında mizah ve
Tarih: 03/08/2011 11:02:45

Elini hiçbir kâğıda uzatmayacaksın: On emrin birincisi budur. Söze erken

başlamayacaksın, hiçbir düşünce ileri sürmeyeceksin, hiçbir şey bilmezmiş

gibi görüneceksin, garip şekilde giyinmeyeceksin, ellerini masaya

dayamayacaksın, seni baştan savmalarına yol açmamak şartıyla kendisini

acındıracaksın, gülümseyeceksin, bekleyeceksin.. ve hiçbir zaman ümide

kapılmayacaksın…

(s. 297)

 

Dairede çalışan hademelerin, memurların, şeflerin oluşturduğu dağ gibi engelleri aşıp genel müdüre ulaşmak, genellikle imkânsızdır. Tecrübeli bir iş takipçisi olan Turgut, genel müdürün imzası için birçok taktik uygular; ama genel müdüre ulaşmak hiç de kolay değildir. Onlar “devlet otoritesinin korunması bakımından asık suratlı” olmakla, kimseyle senli benli olmamakla, otoriteyi korumakla görevlendirilmişlerdir (s.307).

 

Turgut’un Selimleşmeye başlamasının ikinci örneğini bu iş takibi sayfalarında

görüyoruz. Turgut da, devlet bürokrasisinin hantal yapısını bir oyun olarak algılamaktadır. Turgut, genel müdüre imza attırmak oyunu oynar. Oyun, Selim’de tutunanların dünyasından kaçmak için bir araçtı. Turgut da devlet otoritesini, küçük burjuva değer yargılarını aşabilmek için oyun oynar. Bürokrasi hicvi, Oğuz Atay’a aynı zamanda devlet mekanizmasındaki, yozlaşmayı da çok başarılı bir biçimde eleştirebilme imkânı sağlamıştır.

 

Romanın İkinci Bölümü’nün 11. epizodunda Turgut, Ankara’daki işlerini tamamlayarak İstanbul’a döner. (s.329 vd.) Ankara’da Selim’e ait çok önemli bilgiler elde eden Turgut, değişmeye ve kendi küçük burjuva hayat tarzını sorgulamaya başlamıştır. İstanbul’da onu tekrar eski alışkanlıkları beklemektedir. Bir süre bu yaşantıyı sürdürür; bir süreliğine Selim’i, Süleyman Kargı’yı unutur; ancak artık Turgut’un bu konformist küçük burjuva alışkanlıklarına çok daha mesafeli durduğu görülmektedir. Bu epizotta okur tekrar ve ilk bölümdekinden daha keskin bir konformizm hicvi ile karşılaşır. Turgut’un İstanbul’daki bu hayatı ne kadar sürdürdüğü, tüketime dayalı konformizm vurgusuyla şu şekilde açıklanır:

 

Altı parke cilalanması geçti. Yok, o kadar değildi. İki yıkama-yağlama

olacak. Daha fazla, daha fazla. En az salonşeklinideğiştirme oldu. Durun

bakayım: bir hesap edeyim. Bir katsatınalma, altı evdeğiştirme eder. Ayrıca

iki yatakodası-çalışmaodası değiştirmesi daha var. Evet, tam üç perde yıkaması

daha ediyor. (...) Alışılmış zaman ölçüleriyle hesaplanması güç bir

süre. (s.338)

 

Turgut, bu yaşantıyı sürdürüp giderken Selim’in arkadaşı olduğunu ileri süren bir kadının yazıhanesine bıraktığı notla Selim’i yeniden hatırlar. (s.344 vd.) Bu not ve devamında yaşananlar, Turgut için yeni bir başlangıç olacaktır. Turgut bu noktadan itibaren içinde bunaldığı çevreden kopma sürecine girecektir. Notu yazan kadının kim olduğunu bulmak için Selim’in annesinin evine giden Turgut, burada bir yığın evrak arasında kadına ait bilgi bulamaz; ama Selim’den kalan defterlerde yazılı birçok isim, Selim’in hiçbir arkadaşını birbiriyle tanıştırmadığını bir kez daha anlamasına yol açar. Selim’in evinde artık Turgut, tutunanların dünyasından uzaklaşma kararı vermiş gibidir; ancak hâlâ bu kopuşu nasıl yapacağı konusunda cevaplandıramadığı soruları vardır. Kendisini ucuz şövalye romanlarının nesli tükenmiş son temsilcisi, yani Don Kişot olarak tanımlar; ama ucuz geçmişinden nasıl vazgeçeceği konusunda zihninin berraklaşmadığını

da itiraf eder. (s.354)

Turgut’un meçhul kadının bıraktığı nottan sonra, tekrar Selim’i araştırmaya başlamasından itibaren romanda mizah ve hicve daha az yer verildiğini görürüz. Turgut’a Selim’in defterleri arasında ismine rastladığı Esat’ın anlattıklarında Selim’in on beş yaşından itibaren yaşadığı aydınlanma, okuma süreci hakkında bilgi vardır; ancak bunlarda artık ironik anlatım nadiren kullanılmaktadır. Selim’de oyun olgusunun ne kadar önemli olduğunu öğrendiğimiz Esat’ın anlattıklarında onun ilk gençliğinden başlamak üzere nasıl büyük bir yalnızlık yaşadığını da görürüz. Esat, Selim bulmacasının bazı önemli noktalarını da aydınlığa kavuşturur. Onun nasıl bir kitap kurdu olduğunu, okuduğu her yazarı nasıl benimsediğini, önüne çıkan her konuyla nasıl ilgilendiğini, hepsine nasıl aynı güçle saldırdığını; ama yine de nasıl olup da yönünü bulamadığını Esat’ın anlattıklarında bulmak mümkündür. Esat’ın söylemi, ironiyi kullanmaz; hatta eleştirel bir söylem de değildir.

 

Bununla birlikte metnin derin anlamını düşündüğümüzde Selim’in veya Selim özelinde Türk aydınının olgunlaşamamışlığının eleştirildiğini söyleyebiliriz. Selim, Esat’a: “Kitaplar yüzünden çok acı çekiyorum Esat ağabey(...) Sanki hepsi benim için yazılmış. Bu kadar insanı birden canlandıramıyorum.” (s.389) der. Bu Selim’in duruşunu açıklayan önemli cümlelerden biridir. Bu cümleyi kabullenici bir açıdan okumak mümkünse de ben burada Oğuz Atay’ın Türk aydınına eleştirel bir bakış getirdiğini düşünüyorum. Kitaplara mahkûm edilmiş bir hayat ve analitik olmayan bir okuma, Selim’i tutunamayışa götüren nedenlerden biridir. Yani aydın öznenin tutunamayışında kendi haricindeki nedenlerin yanında kendinden kaynaklanan derinleşememe sorunu olduğu da bu şekilde ima edilmektedir.

 

Turgut’un Esat’la görüşmesinden sonra Metin’den bir mektup alması ve bu mektupta Selim’in bazı zaaflarının olduğunun açıklanması üzerine romanın tekrar ironik anlatım tutumuna döndüğü görülmektedir. (s. 420-445) Don Kişot’un hayali devlere saldırması gibi Turgut da hayali bir mahkemede Metin’i yargılar. Bütün “Disconnectus Erectus”lar gibi Turgut da bağışlayıcıdır; Metin’i cezalandırmaz. İkinci Bölüm de Metin’in muhayyel mahkemede yargılanmasıyla sona erer.

 

İkinci bölümde Oğuz Atay, komik kılma araçlarına ilk bölümdeki kadar başvurmuş sayılamaz.

 

Birinci bölüme bütünüyle egemen olan ironik anlatım tutumu, ikinci bölümde yer

yer ironik özelliğini yitirir; Turgut’un kendisiyle hesaplaştığı, Esat’ın Selim’i anlattığı

sayfalarda benimseyici, duygusal anlatım tutumuna dönüşür.

 

Üçüncü Bölüm, Günseli’nin Turgut’un ofisine gelmesiyle başlar. Günseli, Selim’in yaşadığı tek aşk ilişkisinin kahramanıdır. Turgut, diğerleri gibi Günseli’yi de daha önce tanımamaktadır. Günseli, Selim’le ölümünden bir yıl önce karşılaştıklarını, aralarında bir ilişki başladığını; ancak Selim’in dingin bir ruh haline sahip olmadığını, ilişkilerinin de bu yüzden çalkantılı devam ettiğini, Selim’e hâlâ aşık olduğunu anlatır. Günseli figürünün ortaya çıkmasıyla başlayan, ardından onun anlattıklarıyla devam eden bu bölümde komik kategorisi içinde değerlendirilebilecek söylemlere çok az başvurulmuştur. Çünkü Günseli, Selim’i o, büyük bir psikolojik bunalım içindeyken tanımış; hayatla ölüm arasında gidip geldiği günlere tanık olmuştur. Bu bakımdan Üçüncü Bölümde ağırlıklı olarak lirik anlatım kullanılmıştır.

 

Üçüncü Bölüm, Turgut’un tutunamayan olma yolunda bir başka aşamaya geldiğini göstermektedir. Turgut, Selim- Günseli aşkını öğrendikten sonra, Selim’in ironik söylemini de taklit etmeye başlar. Turgut’taki ironi, Selim’i intihara götüren olgulara karşı daha acımasızdır. Selim’in aşkının engellerle karşılaşmasının nedenini toplumsal yapıda bulur. Turgut’a göre Türk toplumu sevgisizlikte, hoşgörüsüzlükte az gelişmiş toplumlar arasındadır:

 

Az gelişmiş aşklar ülkesi olarak dünya milletleri arasında ön sıraları işgal ediyoruz. Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre ancak Nijerya ve Gana bizden daha az gelişmiş. Âşık olma oranı yüzbinde kırkiki. Beş yıllık plan yüzde yüz gerçekleştiği takdirde bu oran bindokuzyüzseksende yüzbinde seksenaltı olacak. Gene yeterli değil… (s.458)

 

Turgut, Selim’in aşkı yaşamasını, kendisini gerçekleştirmesini engelleyen olguları,

iç dünyasında lanetler ve yeni bir düzenin hayalini kurar. Dikkat edilirse tutunamayanların ideal toplum düzeninde, aydının kendisini gerçekleştirmesini engelleyen her şey ortadan kaldırılmıştır. Bu bağlamda özellikle Aydınlanma Felsefesine dayanan modernitenin sorunsallaştırılması dikkat çekicidir:

 

…Akıl artık başka bir akıl oldu. Dünyayı çılgınlık sardı. Düşünme imtiyazı

Batılıların elinden alındı; kimseye verilmedi. Aklı başında olanlar şiddetle

cezalandırıldı. Deliler kefaletle serbest bırakıldı. Descartes’ın kitapları

meydanlarda toplanıp yakıldı. Onlarla birlikte bütün evraklar, belgeler, tapular,

senetler, (…) banka cüzdanları, raporlar, kanunlar, tüzükler, (…)

‘doğruluktan ayrılma’ gibi öğütler veren levhalar, çift çizgili defterler, çizgili

kâğıtlar, kâğıtlar da yakıldı… (s.466)

 

Tutunamayanların iktidarı, sadece hayallerde söz konusu olmaktadır. Romanın en ilgi çekici kısımlarından biri, Günseli tarafından anlatılan, Selim’e ait kısımları da bulunan ve Turgut tarafından okura sunulup eklemeler yapılan noktalama işareti kullanılmadan kurgulanmış 15. epizottur.(s.468-545) Günseli burada Selim’le yaşadıklarını, daha doğrusu, Selim’in neden topluma yabancılaştığını, insanlardan kaçtığını, Selim’in girdiği her toplulukta nasıl aldatılıp kullanıldığını, aşkı nasıl çocukça büyük bir coşkuyla yaşadığını anlatır. Günseli’nin anlattıkları Selim bulmacasının ölümden önceki son parçalarını bir araya getirmektedir. Bu yüzden Günseli’nin konuştuğu sayfalarda hiciv veya mizah yoktur. O lirik bir dil kullanır. Okurun Günseli ile özdeşleşmesini engellemek üzere Turgut’un meddah tavrıyla araya girip mizahi bir dille bir başka “hikâye” anlatmaya başlaması, yabancılaştırma efektidir ve roman tekniği bakımından modernist roman özelliklerinin de aşıldığını göstermektedir:

 

Günseli bir ara verelim entracte verelim on beş dakikalık aradan yararlanarak

sayın yolcular kıymetli vaktinizi beş dakika işgal ederek sizlere hem yoluna

devam et hem seyyar sinema seyret kabilinden memleketimizin tanınmış

simalarının olaylı yaşantılarından dolaylı örnekler sunarak olaylarla alaylarla

dolu ve sahibinin sesi plaklarda da bulabileceğiniz ve kimine göre

acıklı kimine göre gülünçlü ve yaşandığı tanıklarla sabit ve inkârı her zaman

kabil resimli romanımızın kahramanlarını gözlerinizin önüne serelim

(s. 486-487)

Turgut’un araya girip kendi ironisiyle anlattıkları, okurun Selim’in duygusal

yaşantısına yoğunlaşmasını önlemektedir. Aslına bakılırsa noktalama işaretlerinin kullanılmaması da Günseli’deki Selim imgesinin algılanmasını güçleştirir. Bilindiği gibi, romanın yayımlanmasını gerçekleştiren gazeteciye metni düzenleyip veren Turgut’tur. Araya girip Selim’in trajik sonuna kolayca bağlanamayacak bir başka “hikâye” anlatması romandaki “oyun” olgusunun devam etmesiyle de açıklanabilir. Turgut, Günseli’nin metnine Türkiye’deki akademik çevreyi hicveden bir metin eklemiştir. Aslında Oğuz Atay’ın kendi akademik hayatındaki gözlemlerine dayandığı düşünülebilecek bu eklentide Türk bilim adamlarının batı hayranı oldukları, batıya bilim öğrenmek üzere gönderilen kişilerin orada eğlenceyle vakit geçirdikleri, kısaca aydınlanamadıkları için aydınlatamadıkları, kıskanç ve sığ oldukları ileri sürülmüştür.

 

Günseli, Turgut’un eklediği metinden sonra, Selim’in ölümünden önce yaşadığı

buhranlı günleri anlatır ve ölmeden önce gönderdiği mektubu verir. Noktalama kullanılmadan yazılan bu epizot, Selim’in veda mektubuyla biter. Mektupta Selim, kendisini intihar etmeye sürükleyen koşulları yeterince aydınlığa kavuşturmaz. Bu sayfalarda ironi yoktur; tam tersine romanda lirik anlatımın en yoğun olduğu yer burasıdır.

Günseli’nin anlattıkları ve Selim’in kendisinden son derece olumlu söz edilen

mektubu, Turgut’un kararını kesinleştirmesine yol açar. Olric’le birlikte küçük burjuva yaşantısından kaçmaya karar verir.

 

Turgut, Dördüncü Bölümde evinden, işinden, kendisini tutunanların dünyasına

bağlayan her şeyden kaçarak kaybolur. Yanına Olric dışında, ki o da Turgut’un alt benidir, geçmişinden hiçbir şey almaz. Yolda kasabanın birinde rastladığı kitapçıdan aldığı kitaplar da, çıktığı yolculuğun niteliği hakkında fikir sahibi olmamızı sağlar. Turgut, kitapçıdan Oblomov’u, Don Kişot’u, Kafka’nın, Dostoyevski’nin romanlarını alır. (s.584-592) Bu kitapların hepsinin aklın macerasını, bireyleşmeye ket vuran olguları sorguluyor oluşları, Turgut’un kaçışının ne anlama geldiğini göstermektedir. Turgut da artık Selim gibi çağdaş bir Pikaro’dur.

 

Turgut’la Olric’in Anadolu’nun neresi olduğu söylenmeyen küçük kasabalarında,

şehirlerinde kayboluşları, Turgut’un iç dünyasında Olric’le yaptığı konuşmalardaki ironiyle okura aktarılmıştır. Turgut’un kendi varoluşunu sorguladığı bu iç konuşmalarda mizah belli belirsiz hissedilmektedir. Artık acıtan, yok etmek isteyen hicve bu bölümde hiç rastlanmaz.

 

 

 

 

 

 

Geride bırakılan toplumsal kabullerle yeniden hiciv yoluyla hesaplaşmaya da kalkışılmaz. Kaçışın kendisi zaten bir hesaplaşmadır. Selim’den arta kalan metinler içinde Şarkılar’dan sonra en önemlisi, kuşkusuz, Turgut’un ele geçirdiği “günlük”tür. Günlük, Selim’in paranoya belirtileri gösterdiği, kendinde hiçbir doktorun keşfedemediği bir hastalık olduğu vehmine kapıldığı hayatının son zamanlarını açığa çıkarmaktadır. (s.599 vd.) Selim, günlükte, “sense of humour”u kaybetmek istemediğinden söz etse de, çoğunlukla bunu başaramamıştır. Günlük, psikolojik dengesini kaybetmek üzere olan Selim’in dünyasını daha çok kafkaesk bir açıdan yansıtmaktadır.

 

Okur, söz konusu metnin, özellikle son sayfalarında, Selim’i hayata bağlayan

hiçbir şey kalmadığını fark eder. Selim’in son “eser”i Tutunamayanlar Ansiklopedisi”dir. Selim, kendisi gibi geçmişte veya kendi çağında yaşadığını tahayyül ettiği tutunamayanları ansiklopedi parodisi yaparak anlatmıştır. Günlükte yer alan İsa parodisini de (s.662 vd) bu bağlamda değerlendirmek mümkündür. İsa figürü, Berna Moran’ın da saptadığı gibi romanda bir tutunamayanlar arketipi olarak yansıtılmıştır. Onun biyografisini ironik bir dille anlatırken romanın aktüel zamanına birçok gönderme yaparak İsa’nın çarmıha gerilmesini doğuran sebeplerle kendisinin ve diğer çağdaş tutunamayanların toplum dışına itilmelerinin sebepleri arasında bir paralellik kurmaktadır. İsa’yla ilgili bilgilerin bir polis raporu parodisi olarak sunulması da bu bakımdan dikkat çekicidir.

 

Tutunamayanlar Ansiklopedisi’ne alınan kişilerin ortak özellikleri vardır. Bunlar, silik, toplum dışına itilmiş kişilerdir. Hiçbiri toplumda saygı uyandıracak bir işe, bir kişiliğe sahip değildir. Kimseyle uzun süreli ve sağlıklı bir ilişkileri olmaz. Süleyman Kargı dışında, toplumda hiçbir iz bırakmadan ölürler veya ortadan kaybolurlar. Selim’in ansiklopedisinden yansıyan tutunamayan biyografilerinin Türk aydınına mizahi bir bakış getirdiği düşünülebilir. Biyografisi yazılan bu figürlerin hiçbirinde kendisini gerçekleştirme bilincinin olmadığı, hatta büyük çoğunluğunun entelektüel birikime sahip bulunmadığı açıktır. Bununla birlikte bu tutunamayanların her birinin Selim’in bazı zaaflarını ima eden sahte kişilikler olduğu da ileri sürülebilir. Bunları Selim kurgulamıştır. Selim’in kurmacasına kendinden bazı parçalar eklediği düşünülürse Tutunamayanlar Ansiklopedisi’nden yansıyan biyografilerin Selim özelinde Türk aydınının bazı zaaflarını sergileyen mizahi metinler olduğu söylenebilir.

 

Selim, ansiklopedisine en son kendi biyografisini ekler. Burada çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını anlatır ve sonunda sözü “tutunamayan” kavramına getirir: Bütün hayatınca konuştu. Sonunda tutunamayanlar diye bir söz çıkarabildi ortaya: bir tek kelime. Çoğul bir kelime. Unutamadığı bazı insanları birleştiren bir kelime. (...) Bütün hayatınca tutunamayanlardan kaçtığını sezer gibi oldu. Kendisine de bulaşmalarından korktuğunu anladı. Onlara yapmış olduğu haksızlığın ıstırabıyla kıvrandı. Onların gerçek temsilcisi olmak için eline çok fırsat geçmiş olduğunu ve bu fırsatları kaçırdığını anladı. ...(s.718)

 

 

Bu cümleler okur açısından, ilk okuyuşta ikircikli bir durum yaratmaktadır. Şimdiye kadar okunan roman sayfalarında Selim Işık, tutunamayanların temsilcisi olarak görülüp gösteriliyordu. Bu sözler ilk bakışta Selim’in tutunamayan oluşunu bile kuşkulu kılmaktadır; ancak bunun Oğuz Atay’ın okuyucuya oynadığı bir oyun olduğunu, daha doğrusu romanın ironisini bir kez daha hatırlatma işlevini yerine getirdiğini düşünüyorum.

 

Romanın sonunda Turgut’un bölünmüş kişiliğiyle Anadolu’nun bilinmeyen yollarında, trenlerinde, önceden planlanmamış yolculuklar yaptığı, böylece ortadan kaybolduğu görülür. Roman metni, Turgut’un yolculuklarından birinde trende tanıştığı romanı yayımlatan gazeteciye yazdığı mektupla ve Selim’in Tutunamayanlar Ansiklopedisi’nde yer almayan kendi biyografisiyle sona erer. Turgut, Selim’in kendisini ansiklopediye almamasını, Selim sağken henüz tutunamayan olmamasına bağlar ve artık ansiklopedide yer alabileceğini vurgular.

 

Bundan sonra Olric’le birlikte Tutunamayanlar’ın devamı olan romanlar yazacağını, Tutunamayanlar Ansiklopedisi’ne yeni maddeler ekleyeceğini bildirir. Böylece biraz önce anlatılıp bitirilen romanın kurmaca bir metin olduğunu, anlatılanlardan kuşku duymak gerektiğini baştaki önsözlerde olduğu gibi yeniden ima eder. En sonda yer alan Turgut Özben biyografisi ise taşıdığı fantastik öğeler yüzünden Turgut’un kaçış gerçeğini belirsizleştirir.

 

Görüldüğü gibi Oğuz Atay, Tutunamayanlar’ı Selim’i arayış eksenine oturtmuştur. Turgut’un arayıp bulduğu her metin veya her bilgi, kronolojik sıralamaya tabi tutulmadan, bilginin ediniliş sırasına göre okura sunulduğu için, ortaya karmaşık gibi görünen bir metin çıkmıştır. Metnin dağıtılmış bir “yap-boz”un parça parça bir araya getirilip tamamlanmasına benzeyen bir kurgu mantığının olduğu söylenebilir.

Tutunamayanlar’daki hiciv ve mizah motiflerinin çeşitliliği gerçekten şaşırtıcıdır. İlk bakışta hepsi bir araya tıkıştırılmış gibi görünen bu motiflerin aslında baştan beri gösterilmeğe çalışıldığı gibi, romanın kurgusuyla sıkı bir ilişkisi vardır. Romanda hiciv ve mizah motifleri, kaygan bir zemine oturtulmuş da sayılmazlar. Her motif, önünde sonunda Selim’in veya genel anlamda söylenirse, Türk aydınının topluma tutunamayışının sebeplerini açığa çıkarmaktadır.

Oğuz Atay’ın ironisi Tutunamayanlar’da Türk aydınının varoluş sorunlarını açığa çıkarmak için kullanılmıştır. Tutunamayanlar’da hiciv, Selim ve Turgut figürlerinden

yola çıkılarak Türk aydınının kendisini gerçekleştirmesini engelleyen, bireyleşmesine

ket vuran olgulara yöneltilmiştir. Metnin kayganmış gibi görünen komiğe ait zemininin ana dayanak noktası sanırım budur. Romanda hicvin teşhir ettiği, hesaplaşmaya çalıştığı unsurlar, toplumsal ve siyasal yapılarla ilgilidir.

 

Tutunamayanlar’da Türk aydınının varoluşunu engelleyen en önemli sebeplerin küçük burjuva konformizmi, Türk devriminin ideolojik tercihleri ve uygulamalarının

ortaya çıkardığı kültür krizi ile Marksizmi bir din haline getiren sol hareket olduğu ileri sürülmüştür. Bu açıdan bakıldığında Tutunamayanlar’ın yakın tarihimizdeki

 

 

sosyokültürel yapılanmaların Türk aydını üzerindeki etkilerine ironik bir yaklaşım getirdiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

 

Romanda toplumsal ve siyasal olguların ürünü olduğu vurgulanan topluma yabancılaşmış, romanın terminolojisiyle söylenirse tutunamayan Türk aydınlarına ise, mizah penceresinden bakıldığı söylenebilir. Romanda yer alan “Garip Yaratıklar Ansiklopedisi” nde bu aydın tipi çekingen, korkak, asalak, taklitçi, beceriksiz, uyumsuz olarak nitelendirilmiştir.

 

Sonuç olarak Tutunamayanlar, Türk romanında modernist ve hatta postmodernist roman tekniklerinin ilk kez uygulandığı bir roman olmasının yanında, içerdiği komik öğelerinin zenginliği, Türk aydınının varoluş sorunlarına getirdiği benzersiz ironi ile de ihmal edilmemesi gereken bir romandır.

KAYNAKÇA

Apaydın, Mustafa(2001), Türk Hiciv Edebiyatında Ziya Paşa, Ankara: Kültür Bakanlığı

Yayınları,

Atay, Oğuz (1998), Tutunamayanlar, 15. Baskı, İstanbul: İletişim Yayınları

Atay, Oğuz (1987), Günlük ve Eylembilim, İstanbul: İletişim Yayınları

Behar, Büşra Ersanlı (1996), İktidar ve Tarih, Türkiye’de Resmi Tarih Tezinin Oluşumu

1929-1937, İstanbul: Afa Yayınları

Belge, Murat (1994), Edebiyat Üstüne Yazılar, İstanbul: Yapı-Kredi Yayınları

Çapan, Cevat (1979), “Ölümünün Birinci Yılında Oğuz Atay”, Dünya, 13 Aralık 1979

Çoraklı, Şahbender (2002), “Pikaresk Roman ve ‘Pikaro’ Jakop’”, Atatürk Üniversitesi

Sosyal Bilimler Dergisi, 28-29, 23-32

Ecevit, Yıldız (1989), Oğuz Atay’da Aydın Olgusu, İstanbul: Ara Yayıncılık

Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 16, Sayı 1, 2007, s.45-68

68

Ecevit, Yıldız (1998), “Edebiyatta Yabancılaşma ve Yabancılaştırma”, Virgül, 14, s.45-

47

Gürbilek, Nurdan (1999), Ev Ödevi, İstanbul: Metis Yayınları

Gürbilek, Nurdan (1986), Yer Değiştiren Gölge, İstanbul: Metis Yayınları,

Lewis, Bernard (1988), Modern Türkiye’nin Doğuşu, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları

Moran, Berna (1990) Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış-2, İstanbul: İletişim Yayınları

Oktay, Ahmet (2000), Postmodern Tahayyüle İtirazlar, İstanbul: İnkılâp Yayınevi

Parla, Jale (2000), Don Kişot’tan Bugüne Roman, İstanbul: İletişim Yayınları

Etiketler:


Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar adlı romanında mizah ve
Tarih: 03/08/2011 11:01:51

…Elini hiçbir kâğıda uzatmayacaksın: On emrin birincisi budur. Söze erken

başlamayacaksın, hiçbir düşünce ileri sürmeyeceksin, hiçbir şey bilmezmiş

gibi görüneceksin, garip şekilde giyinmeyeceksin, ellerini masaya

dayamayacaksın, seni baştan savmalarına yol açmamak şartıyla kendisini

acındıracaksın, gülümseyeceksin, bekleyeceksin.. ve hiçbir zaman ümide

kapılmayacaksın…

(s. 297)

Etiketler:


Hangi ilin adı nereden geliyor?
Tarih: 01/09/2010 00:25:55



Çok dindar Konya'nın adı Hristiyan tasvirinden, çok Türk Erzurum'un adı Rumca'dan geliyor. Türkiye bile Türkçe değil... İşte kökenler;


Türkiye adının nereden geldiğini biliyor musunuz? Ya bir çok şehrin isim kökenini... Newsweek Türkiye'nin son sayısında yer alan Mehmet Ali Kılıçbay'ın "Adımı Anmayacaksın" başlıklı yazısında Türkiye'deki yer adlarının kökeni işleniyor.

TÜRKİYE ADINI İTALYANLAR VERDİ

TÜRKİYE' adını italyanlar verdi Tarihi on bin yıl öncesine uzanan Türkiye topraklarında hemen hemen her yer adının kökeni çok çok eskilere, Hitit, Urartu, Luwi uygarlıklarına kadar uzanıyor. "Türkiye" adı bile İtalyanların 12. yüzyılda verdiği "Turchia" adından geliyor. Osmanlı, Türkiye adını hiçbir zaman kullanmamış; ya Memalik-i Osmani (Osmanlı’nın Mülkü) ya da Rum ülkesi (kendine de Rum sultanı) demiştir.

HANGİ ŞEHRİN İSMİ NEREDEN GELİYOR

EN şaşırtıcı olan şey ise, Anadolu topraklarındaki son büyük uygarlık olan Osmanlıların fethettikleri topraklardaki hemen hemen hiçbir yer adını değiştirmemeleri...

Türkiye'deki bazı yer adları ve kökenleri şöyle:

ANKARA

Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinin adı bir Kelt kabilesi olan Galatların dilindeki Ancyra’dan gelir.

İSTANBUL

Türkiye'nin en büyük ve en gözde şehri İstanbul'un ismi de Rumca kökenlidir.
İstanbul ismi Rumca Eis tin polis’ten (işte şehir, İstanbul) türemiştir.


İZMİR

Türkiye'nin üçüncü en büyük kentinin adı Luvice Zmirna’dan türeyen Yunanca Smirna, Smirni, Zmirni adlarından gelir. Cumhuriyetin ilk yıllarında bile İzmir’e, Yunanca telaffuzuyla Zmirni denmekteydi.

ANADOLU:

Anadolu isminin eski hali ANATOLİA...
Bu isim eski Yunanca'dan geliyor...

KAYSERİ

Cumhurbaşkanımızın Abdullah Gül'ün memleketi Kayseri’nin adı da Türkçe değildir. Kayseri, Yunanca Kaisareia’dan geliyor...

RİZE

Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın memleketi Rize'nin ismi de Yunanca Rhizios’tan
türetilmiştirdi.


ANTALYA

Türkiye'nin gözde tatil mekanı ve elbette CHP lideri Baykal'ın memleketi Antalya'da ismini Yunanca'dan almıştır. Antalya, Yunanca Attalia'dan gelmektedir.

OSMANİYE

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin memleketi Osmaniye’nin adı ise farklı bir kaynaktan, Arapça Otman’dan gelmektedir.


MARAŞ

Türkiye’deki bütün yer adlarının neredeyse tamamı Türkçe dışındaki dillere aittir. Maraş'ın eski adı Markasi'dir... Hititlerden kalma bir isim taşımaktadır.

MALATYA

Malatya'da ismini Hititlerden almıştırdı.
"Maldiye" ismi zamanla Malatya'ya dönüşmüştür.


ADANA

Adana'nın eski adı ise Atana'dır.
Adana'nın adı da yine Hititlerden yadigar kalmıştır.

VAN

Van'ın adı Urartuca'dır...
Eski ismi "Vaini"dir...

ARTVİN

Bir Kafkas dilinden gelmektedir.
Eski ismi Artvan'dır...

ARDAHAN

Ardahan'ın isim babası ise Gürcülerdir...
Ardahan adı, Gürcüce Ardana’dan gelmektedir.


BAYBURT

Bayburt bir Ermeni ismidir...
Ermenice Payberd’den gelmektedir.

KONYA

Dindarlığı ile bilinen Konya'nın adı da ironik bir geçmişe sahiptir.
Konya ismi "İkonion"dan gelmiştir (Hıristiyan tasviri, ikona)


ERZURUM

Erzurum'un adı da enterasandır...
Arz-ı Rum kelimesinden gelmektedir...

BİTLİS

Buranın ismi de Türkçe kökenli değildir.
Bitlis, İskender’in generali Badlis’ten adını almış.


"BODRUM" DA TÜRKÇE DEĞİL

Niğde Nahida’dan, Balıkesir Paleokastro’dan, Aksaray Garsama’dan, Çankırı Gangra’dan, Bartın Barthenios’tan, Gaziantep Hititçe Hantap’tan, Urfa Süryanice Urbai’den, Bilecik Belo Kene’den gelir...

Ve meşhur tatil mekanı Bodrum ile ilgili de bir not düşelim... Herkesin eski adının Halikarnassos olduğunu bildiği ve şimdiki adının Türkçe olduğundan emin olduğu Bodrum bile Türkçe değildir. 15. yüzyılda Malta Şövalyeleri tarafından inşa ettirilen Petronium (İsa’nın havarisi aziz Petrus adına) kalesinden gelmektedir.



Etiketler: Hangi Ilin Adı Nereden Geliyor


Dinden çıkaran bazı sözler
Tarih: 01/09/2010 00:19:57

Dinden çıkaran bazı sözler


‎1- İslamiyetin emir ve yasaklarından birini bile hafife almak, Kur'an-ı kerim i...le Meleklerle, Peygamberlerle alay etmek.
2- Din bilgilerine inanmamak, bunları ve din alimlerini, dini kitapları aşağılamak.
3- Allah-u tealanın buna gücü yetmez demek.
4- Allah bizi unuttu demek.
5- Birisi için; Onun hakkından Allah bile gelemez, ben nasıl geleyim? demek.
6- Cenab-ı Hakka, Allah baba demek.
7- Her hangi bir şey için; Allah'ın işi kalmadı da bunun gibi şeyler mi yaratıyor, demek. 8- Harama helal, helala haram demek.
9- Allah-ü tealaya mekan izafe etmek. Allah yukardadır, göktedir, demek.
10-Allah bize zulüm ediyor demek.
11-Bir kimse; Allah falan kuluna bu kadar zenginlik veriyor, bana ise az veriyor. Böyle adalet olur mu? demek.
12-Kötü insanları görünce. Bunlar zebani gibi insan demek.
13-Falan kimse Peygamber olsaydı, ben inanmazdım demek.
14-Büyük ve küçük günah işleyen birine, Tevbe et, denildiğinde, Ne yaptım ki tevbe edeyim demek.
15-Bir kimseye, Allah bana Cenneti verirse, sensiz istemem demek.
16-Dinen mübarek olan şeye (Dine, imana, kitaplara, Peygamberlere, mezhebe, Kabe'ye) sövmek.
17-Kur'an-ı kerimin bir ayetine bile olsa inanmamak veya şüphe etmek.
18-Kur'an-ı kerimi ve mevlüdü çalgı ile okumak.
19-İslamiyet bu asra uygun değildir demek.
20-Dinimizce farz olan bilgileri öğrenmemek, öğrenmeye lüzum görmemek.
21-Sihrin (büyünün) mutlak tesir edeceğine inanmak. (Allah dilerse tesir eder)
22-Tenasühe, yani ölen insanın ruhunun başka birine, çocuğa geçeceğine inanmak. 23-Zalim birine, adil demek.
24-Haram işleyen birine Güzel yaptın demek.
25-Yabancı kadına şehvetle bakıp; Güzele bakmak sevaptır demek.
26-Şarabın azına; Az içersen günah olmaz demek.
27-Güzel bir bebek görünce; Allah bu çocuğu özenip, bezenip yaratmış demek.
28-Kötülemek için; Falancı Cennete girse, ben girmem demek.
29-Mü'minin ağzının içine...... diye, sövmek.
30-Kafir olmak, hırsızlıktan, hainlikten iyidir demek.
31-Hristiyan olmak, komünist olmaktan iyidir demek.
32-Allah bize gökten bakıyor demek.
33-Kabirdeki ve kıyametteki azaplara; Akla, fenne uygun değildir demek.
34-Helal bana iyilik getirmiyor demek.
35-Allah-u teala için; Düşünerek veya hesap ederek yahut planlayarak yarattı demek.
37-Bir kimse, Namaz kılmamak hoş iştir dese, kafir olur.
38-Ben çalınanları ve gayb olanları bilirim, dese, söyleyen ve inanan kafir olur. Bana cin haber veriyor dese, yine kafir olur. Peygamberler ve cinniler dahi gaybı bilmezler. Gaybı ancak Allah-ü teala bilir ve O'nun bildirdikleri bilebilir.
39-Bir kimse haramlardan sadaka verse ve sevab umsa, alan fakir dahi, haramdan olduğunu bilerek; Allah kabul etsin dese ve veren dahi, amin dese, ikiside kafir olur. 40-Bir kimse birinin gıyabında bir şey söylese, yanında ki de; Gıybet etme, dese, buna karşılık o kimse de, bu bir şeymidir, dese, Ulama kafir olur demişlerdir. Bu hareketiyle haramı ihtihsan ettiği, kötülemediği için.
41-Bir kimse İslamiyeti bilmem veya istemem dese, kafir olur.
42-Rızık Allah'dandır. Lakin kuldan da hareket gerekir dese, bu söz şirkdir. Zira kulun hareketi de Allah'dandır.
43-Bir kimse, kafirlerin ibadetleri, İslamiyete uymıyan işleri güzeldir dese ve böyle itikat etse (inansa) küfürdür.
44-Namaz kılsam da kılmasam da ne fark eder demek. Küfürdür.
45-Bir kimse birini gıybet etse, sonrada; Ben onu gıybet etmedim, onda bulunan şeyi söyledim, dese Böyle söylemek küfürdür. Çünkü, harama helal demiş olur.
46-Bir kimse, bir kimse için o kimse islamiyetçidir, onun kafası İslamiyetle küflenmiş, onu bırak, bizi halimiz İslamiyetten perişan olmuş dese. Kafir olur.
47-Bir kimse, İslamiyetin modası geçti, İslamiyet bana bir halt edemez ve İslamiyet bana vız gelir, bize İslamiyet lazım değil derse. Kafir olur.
48-Bir kimse, Kur'an-ı kerim çöl kanunudur, günümüzde O'unla hükmedilemez ve O'nunla amel edilemez derse. Kafir olur.
KAYNAKLAR: ELFAZ-I KÜFÜR
MİFTAHÜL CENNEH
MEKTUBAT-I RABBANİ
İSLAM AHLAKI
BİRGİVİ VE TAHAVİ ŞERHLERİ
EHL-İ SÜNNET İ'TİKADI

Küfre neden olan bu gibi veya bunlara benzer fiileri işleyen, TEVBE ETMELİ, AMENTÜ'YÜ okuyup imanını ve nikahını tazelemelidir.

__________________
Tenine dokunabilmek mi.?? Haşa ! Gözüm göz menziline girsin yeter.Hadi düş düşlerime.,tutmayana aşkolsun...

Etiketler: Fıkıh


Rahman ve rahim olan Allahın adıyla
Tarih: 27/08/2010 01:56:39

بسم الله الرحمن الرحيم


Rahman ve rahim olan Allahın adıyla 

Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz?

EN'AM SURESİ 32. AYET

Etiketler: Menkıbe


Hz. Ömer, savaştaki kardeş katiliyle barışta nasıl kol kola gezdi?
Tarih: 27/08/2010 01:55:01

Hicretin 12. senesinde Hz. Ebu Bekir'in (ra) zamanında yalancı peygamber Müseyleme'ye karşı Yemame'de savaş açılmıştı. Bu savaşta sahte peygamberler ve destekçileri bertaraf edilmiş, ancak Hz. Ömer'in çok sevdiği fedakar kardeşi Zeyd de şehit olmuştu. 
Baba bir ana ayrı olan Zeyd'in ölümüne çok üzülen Hz. Ömer (ra), bir gün Medine'de Mütemmim'le karşılaştı. Mütemmim de, aynı savaşta öldürülen kardeşi Malik için içli şiirler söyleyerek gözyaşı döküyordu. Hz. Ömer, eğer ben de senin gibi güzel şiir söyleyebilseydim kardeşim Zeyd için içli şiirler söyler kendimi birazcık olsun teselli ederdim, dedi. Mütemmim'in cevabı farklı oldu: 

-Ey Ömer dedi, şayet benim kardeşim de senin kardeşin Zeyd gibi Müslümanlar safında müşriklere karşı savaşırken ölseydi ben üzüntülü şiirler söylemez, aksine sevinçli mersiyeler dizerdim. Ne yazık ki benim kardeşim müşriklerin safında Müslümanlara karşı savaşırken öldürüldü. Üzüntümün şiddeti imandan mahrum olarak gitmesindendir.. 

Bu değerlendirmeyi dinleyen Hz. Ömer, Beni şimdiye kadar böylesine gerçekçi sözle kimse teselli etmedi, diyerek rahatladı.. 

Kısa bir müddet sonra Yemame'de savaşan taraflar barışı sağlayarak birçok kimse imanla şereflenmiş, hatta bazıları da Medine'ye gelerek çarşı pazar rahatça dolaşır hale bile gelmişlerdi. İşte bu sırada Hz. Ömer, kardeşi Zeyd'i şehit eden adamla Medine çarşısında karşı karşıya geldi. Acısını içine gömerek sorusunu şöyle sordu: 

-Kardeşim Zeyd'i şehit eden sen misin? Adam sakin bir sesle cevap verdi: 

-Ya Ömer, dedi. Üzüntünün derinliğini anlıyorum. Ancak beni önce bir dinle. Ben senin adaletine güveniyorum. Sonra ne istiyorsan onu yap, diyerek inancını şöyle anlattı: 

-Zeyd o savaşta beni küfür üzere iken öldürse de şu anda kavuştuğum iman nimetinden beni mahrum etseydi, Zeyd ne kazanırdı beni imansız olarak cehenneme göndermekle?.. Bununla da kalmadı devam etti: 

-Ama dedi, Rabb'imin rahmetine bak ki, Zeyd'in eliyle beni cehenneme göndermedi, beni koruyup iman nasip etti. Benim elimle de Zeyd'e şehitlik verip cennetin şehitlik makamına yüceltti. Konuyu şöyle bağladı: 

- Sen bu İlahi takdirin hangi yanından üzüntü duyuyorsun ya Ömer? Benim Zeyd'in eliyle küfür üzere ölmeyip bana iman nasip etmesinden mi, yoksa Zeyd'in savaş şartları içinde benim elimle şehit olup da cennetteki şehit makamına yükselmesinden mi? Kaldı ki işte ben artık inkardan vazgeçerek imana gelen mümin kardeşiniz olarak adaletinize teslim oluyorum. Artık takdir sizin yüce adaletinizdedir!.. Bu sözleri derin bir tefekkürle dinleyen Hz. Ömer'in bir vasfı da vakkaflıktı. Yani doğruyu bulunca anında fren yapıp durmak!. Yine öyle oldu. Aynı vasfını burada da göstererek dedi ki: 

-Şükrederim Rabb'ime ki, savaşta kardeşimin şehadetine sebep olan katiline, barışta iman nasip ederek bize din kardeşi eylemiş. Adaletimize güvenerek de gelip bize teslim olmakta mahzur görmemiş.. Sözlerini şöyle bağlar Hz. Ömer: 

-Tut elimden de birlikte dolaşalım seninle Medine çarşısında. Kimse seni düşmanlık duygusuyla karşılamasın bundan sonra. Biz seninle din kardeşiyiz artık. Savaş gitmiş barış gelmiştir!. Ve savaştaki kardeş katiliyle barışta kol kola yürürler Medine sokaklarında.. 

Anlaşılan odur ki, barışta bize güvenip iltica eden samimi insanlara karşı bizim tavrımız da, Hz. Ömer misali kardeşçe olacaktır. Yeter ki mültecilerimiz ilticalarında samimi olsunlar, birlik beraberliğimizin de samimi savunucusu durumuna gelmiş bulunsunlar, bir aykırı düşünceleri söz konusu olmasın... 

AHMED ŞAHİN

 

Etiketler: Menkıbe


Hz ömer Ve Oğlu
Tarih: 27/08/2010 01:48:26

Halife Hz. Ömer bir gün kırbasını (su tulumu, su kabı) sırtına yüklenmiş, Medine'nin en kalabalık sokaklarında dolaşıyordu. 

Babasının sırtında kırba ile dolaştığı oğlu Abdullah'ın da gözüne ilişti ve kendisine yetişip sordu: - Baba sen ne yapıyorsun, koskoca halife sırtında kırba taşır mı, taşıtacak kimse mi bulamadın? 

- Oğlum, bunu taşıtacak adam bulamadığım için veya başka bir mecburiyet dolayısıyla taşıyor değilim. Nefsime gurur gelir gibi oldu, kendimi beğenir gibi oldum, sırf onu küçültmek için bu yola başvurdum

Etiketler: Menkıbe


Mağara Ashâbı
Tarih: 27/08/2010 01:41:00

Mağara Ashâbı

İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 

"Sizden önce yaşayanlardan üç kişi yola çıktılar. (Akşam olunca) geceleme ihtiyacı onları bir mağaraya sığındırdı ve içine girdiler. Dağdan (kayan) bir taş yuvarlanıp, mağaranın ağzını üzerlerine kapadı. Aralarında: 

"Sizi bu kayadan, salih amellerinizi şefaatçi kılarak Allah'a yapacağınız dualar kurtarabilir!" dediler. Bunun üzerine birincisi şöyle dedi: 

"Benim yaşlı, ihtiyar iki ebeveynim vardı. Ben onları çok kollar, akşam olunca onlardan önce ne ailemden ne de hayvanlarımdan hiçbirine yedirip içirmezdim. Bir gün ağaç arama işi beni uzaklara attı. Eve döndüğümde ikisi de uyumuştu. Onlar için sütlerini sağdım. Hâlâ uyumakta idiler. Onlardan önce aileme ve hayvanlarıma yiyecek vermeyi uygun bulmadım, onları uyandırmaya da kıyamadım. Geciktiğim için çocuklar ayaklarımın arasında kıvranıyorlardı. Ben ise süt kapları elimde, onların uyanmalarını bekliyordum. Derken şafak söktü:

"Ey Allahım! Bunu senin rızan için yaptığımı biliyorsan, bizim yolumuzu kapayan şu taştan bizi kurtar!" 

Taş bir miktar açıldı. Ama çıkacakları kadar değildi. 

İkinci şahıs şöyle dedi: 

"Ey Allahım! Benim bir amca kızım vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ondan kâm almak istedim. Ama bana yüz vermedi. Fakat gün geldi kıtlığa uğradı, bana başvurmak zorunda kaldı. Ona, kendisini bana teslim etmesi mukabilinde yüz yirmi dinar verdim; kabul etti. Arzuma nail olacağım sırada: 

"Allah'ın mührünü, gayr-ı meşru olarak bozman sana haramdır!" dedi. Ben de ona temasta bulunmaktan kaçındım ve insanlar arasında en çok sevdiğim kimse olduğu halde onu bıraktım, verdiğim altınları da terkettim. 

Ey Allahım, eğer bunları senin rızayı şerifin için yapmışsam, bizi bu sıkıntıdan kurtar." 

Kaya biraz daha açıldı. Ancak onlar çıkabilecek kadar açılmadı. 

Üçüncü şahıs dedi ki: 

"Ey Allahım, ben işçiler çalıştırıyordum. Ücretlerini de derhal veriyordum. Ancak bir tanesi [bir farak pirinçten ibaret olan] ücretini almadan gitti. Ben de onun parasını onun adına işletip kâr ettirdim. Öyle ki çok malı oldu. Derken (yıllar sonra) çıkageldi ve: 

"Ey Abdullah! Bana olan borcunu öde!" dedi. Ben de: 

"Bütün şu gördüğün sığır, davar, deve, köleler senindir. Git bunları al götür!" dedim. Adam: 

"Ey Abdullah, benimle alay etme!" dedi. Ben tekrar: 

"Ben kesinlikle seninle alay etmiyorum. Git hepsini al götür!" diye tekrar ettim. Adam hepsini aldı götürdü. 

"Ey Allahım, eğer bunu senin rızan için yaptıysam, bize şu halden kurtuluş nasip et!" dedi. Kaya açıldı, çıkıp yollarına devam ettiler."

Etiketler: Menkıbe




Sayfa:  1 | 2 | 3 | 4 | 5 | Sonraki >  Son >>



Copyright © 2007-2010 TurkSpace, Inc. All rights reserved.