Hoşgeldin Ziyaretçi, Giriş Yap yada Hemen Bize Katıl
CANLI SOHBET | EKLE
| DİL:
 
DoRe
PROFİL   ALBÜM   BLOG   ZİYARETÇİ DEFTERİ   ARKADAŞLAR   BEĞENDİKLERİM   YORUM   ANKET   VİDEO  


Toplam 7 blog arasından 1 - 7 arası görüntüleniyor.


Gelsende bir Gelmesende!
Tarih: 18/06/2013 21:39:02

.Ne diyordu şair;
Yıkıldı yolunu bekleyen şehir
Şimdi gelsen de bir, gelmesen de bir...!!
Hep kendini çektin naza
Yok bahara yahut yaza
Bıktım gayrı yaza yaza
Gelsende bir gelmesen de..








Etiketler:


SEX TAPINAGI KHAJURAHA
Tarih: 11/01/2012 20:58:02

Khajuraho, Orta Hindistan’da, Madhya Pradesh eyaletinin Chattarpur bölgesinde yer alan Hindistan'in tapinaklariyla ünlü kenti. Erotik heykeller ve kabartmalar ise görenleri tam anlamiyla saskina ceviriyor.

Heykellerde görülen cinsel birleşme, evrendeki erkek ve dişi elementlerin birleşerek dünyayı varetmelerini sembolize ediyor. Daha kabul görebilir bir teori ise; Bu heykeller, bin tanrı yılı süren Shiva ve Parvati’nin evliliklerini, tanrısal sevişmelerini ve bu kutsal törene misafir olan tanrıları sembolize ediyor.


Khajuraho, Orta Hindistan’da, Madhya Pradesh eyaletinin Chattarpur bölgesinde yer alan Hindistan'ın tapınaklarıyla ünlü kenti. Erotik heykeller ve kabartmalar ise görenleri tam anlamıyla şaşkına çeviriyor.
Hikaye, 10. yüzyılda Khajuraho'da en etkin hanedan olan Chandella'ya ait. Ay tanrısı Chandra göl kenarında oturan dünyalar güzeli Prenses Hemavati'ye aşık olur.



Khajuraho'da bu kadar erotik figürün olmasının nedenleri ile ilgili çeşitli teoriler var. Bir teoriye göre bunlar bir eğitim aracı. Bu tarz aşk sahnelerinin ve akrobatik seks pozisyonlarının esas olduğu Kamasutra öğretisi bu yolla daha çok insana anlatılıyor. Başka bir teori ise figürlerin aşkın fiziksel boyutunu temsil ettiği ve bunun da tapınakları kötü ruhlardan, hastalıklardan koruduğu.



Khajuraho tapınaklarındaki heykeller, elbette ki yalnızca cinsellik üzerine kurulu değil. Dikkatli bir çift göz, bugüne dek gayet iyi korunmuş bu heykellerde, rahatlıkla o dönemin, sosyal, ekonomik, kültürel ve dinsel yaşamıyla ilgili detayları yakalayabilir. 1000 yıl öncesinden gelen bu son derece ince çalışılmış heykellerde, o dönemin insanlarının ve inandıkları tanrıların elbiselerini, süs eşyalarını, saç şekillerini, yüz ve vücutlarında kullandıkları kozmetikleri, müzik aletlerini, danslarını, oyunlarını ve eğlencelerini, askeri yaşamı, silahlarını, ev eşyalarını, eğitim sistemlerini, mesleklerini ve bunun gibi toplumsal hayatlarıyla ilgili önemli noktaları gözlemleyebiliyoruz.



Öteki resimleri buraya koyamiyorum, ancak resimleri görmek isteyenler icin bir download linki veriyorum. 
http://www.dosya.tc/server10/qFhJqg/DoRekhajurahoresimleriDoRe.rar.html

Etiketler:


Boynuz Takmayi kadinlara Tavsiye eden Kari!
Tarih: 05/01/2012 01:24:42


Şebnem Kısaparmak'ın sunduğu televizyon programında nişanlısı tarafından aldatılan bir kadına verdiği tavsiye tepkilere neden oldu.

Şebnem Kısaparmak'tan nişanlıyken aldatmaya vize!

Kanal 7’de yayınlanan ‘Güzel Günler’ adlı programda Şebnem Kısaparmak ile yayına telefonla katılan bir kadın izleyici arasındaki ilginç diyalog tartışma yarattı. Halen evli olduğu eşinin nişanlılıkları süresince kendisini aldattığını ve olayı fotoğraflardan öğrendiğini belirten izleyicinin, “Eşim beni nişanlıyken aldattı. Arada sırada aklıma geliyor. Nasıl davranmalıyım?” sorusu üzerine Kısaparmak şu yanıtı verdi:

“Nişanlıyken yapmış. Fiziksel bir beraberlik. Seninle bunu yaşayamayacağı için birtakım ihtiyaçlarını karşılamak için yapmış. Erkeklerin yaptığı, doğal bir şey. Ama eşine evinegüven, evladınız olacak. Hayat güzel olacak...” 

Şebnem Kısaparmak bu sözleri sarfederken stüdyonun neredeyse tamamını oluşturan kadın konukların Kısaparmak'ı ayakta alkışlaması ise dikkat çekti. 


Adim adim geliyorlar. Hadi onlari anliyorumda, kadinlardaki bu onursuzluga mana veremiyorum. 
Onursuzuz biz diyerek utanmadan birde ayakda alkislamislar. 
Bir toplumun kadini kendini onursuzlastirmayi göze almissa, O toplum artik kokuyor demekdir. 


Etiketler:


Tarih Boyunca Arap Türk iliskileri.
Tarih: 26/12/2011 13:19:29

1916 yılının Şubat ayında tarihi Erzurum Kalesi düşmanın sürpriz bir saldırısıyla düştüğünde, bu durumun Osmanlı ordusundaki Arap subaylarının Çarlık Rusyası'nın komutanlarına verdiği bilgiler sayesinde gerçekleştiği anlaşıldı. (Osman Özsoy, Saltanattan Cumhuriyete Kurtuluş Savaşı, s.19)

Emir Hüseyin'in oğlu Faysal, Araplara şu bildiriyi yayımlar: "...Uyanınız! Elele vererek, Osmanlı saltanatını yıkma zamanı geldi." (Fahri Belen, 20. Yüzyılda Osmanlı Devleti, s.330)

Emir Faysal'ın 11 Ağustos 1919 günlü mektubu: "Bütün Müslümanların gözleri İngiltere'ye dikilmiştir. Türk-Müslüman İmparatorluğu'nun yıkılmasında asıl kuvvet olan Araplar, şimdi ödüllerinin ne olacağını bilmek istiyorlar." (Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, s.118)

Mekke Emiri Hüseyin, 11 Mart 1917'de Bağdat'ı ele geçiren General Mod'a, "Bağdat'ı Turanilerden(Türklerden) kurtardığı için Allah'a şükrettiğini, İngilizlerin başarılarına duacı olduğunu" bildirecektir. (Fahri Belen, 20. Yüzyılda Osmanlı Devleti, s.303-304)

’’Her kim Türk’lerden baş getirirse yüz dirhem vereceğim. İmdi müslümanlar bir bir Türk’lerin başını kesip getirip 100 dirhemi aldılar.Ve Türk’leri dağıtıp hesapsız kırdılar ve mübaleğa ile mal ve ganimet alıp yine dönüp Merv’e geldiler.’’ (Tarih-i Taberi / Cilt 3/ Syf-343)

‘’Yaz gelince Kuteybe Horasan şehirlerine nameler gönderip asker topladı. Sonra göçüp Talkan’a vardı. Şehrek ki Talkan meliki idi. Neyzekle müttefik idi. Kuteybe’nin geldiğini işitince kaçtı. Kuteybe Talkan’a girdiği vakit hükmetti ki ahalisini kılıçtan geçireler. Ne kadar kırabilirlerse kıralar. Bunun üzerine Kuteybe’nin askeri orada hesapsız adam öldürdü.’’ (Tarih-i Taberi / Cilt 3/ Syf-343)

‘’Kuteybe dedi: -Vallahi eğer benim ömrümden üç söz söyleyecek kadar zaman kalmış olsa bunu derim ki (Uktülühü uktülühü uktülühü). (Hepsini öldürün, hepsini öldürün, hepsini öldürün) Bunun üzerine Neyzek’i ve iki kardeşi oğulları ki biri Sol ve biri Osman’dır. Ve yine o kendisi ile mahsur olanların hepsini öldürdüler. hepsi 700 adam idi. Buyurdu başlarını kesip Haccac’a gönderdiler.(Tarih-i Taberi / Cilt 3/ Syf-347)

‘’Rivayet ederler ki 4 fersenk yol iki taraftan muttasıl ceviz ağacı dallarına adamlar asılmış idi. Oradan göçtü. Mervalarüd’e kondu. Oradaki melik kaçtı. Kuteybe onun da iki oğlunu tuttukta kalan şehrin beyleri itaat edip istikbale geldiler.’’ (Tarih-i Taberi / Cilt 3/ Syf-344)

‘’Ganimet malının beşte birini Haccac'a gönderip semerkant'ın fethini de ilan etti. haccac da bu haberi işitip sevindi. kuteybe tekrar Merv'e döndü. kardeşi abdullah'ı semerkant'a emir yaptı. askerlerinin bir miktarını onun yanında bıraktı ve lgereği kadar harp aleti verip, abdullah'a dedi: kafirlerden ( ki Türkler oluyor) hiç kimseyi semerkant'a girmeye bırakma, ancak eline bir parça balçık ver ve o balçığın üzerine mühür vur.’’ (Tarih-i Taberi / Cilt 3/ sayfa 33)

’’Bu harblerden birinde, et-Taberi'nin bütün tafsilatı ile anlattığına göre, bir defasında Abdurrahman b. Müslim, Kuteybe'ye, 4000 esirle gelmişti. Kuteybe, Abdurrahman'ın böyle kalabalık Türk esirleri ile geldiğini görünce hemen tahtının çıkarılmasını ve bir meydana kurulmasını istedi. Tahtının üzerine mağruru bir eda ile oturan Kuteybe, bu Türk esirlerinden bin tanesini sağına, bin tanesini soluna, bin tanesini arkasına ve bin tanesinide önüne dizilmelerini söylemiş ve sonrada Arap askerlerine dönerek yalın kılıç bu Türklerin kafalarının koparılmasını emretmiştir. Cebbar, zorba, insafsız Arap komutanının etrafının bir anda bu Türklerin kafa kol ve gövdeleri ile bir kan gölü haline geldiğinden hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır. Bu harblerde öldürülen Türklerin haddi hesabı yoktu. Nitekim bu vahşetten adeta gururlanan bir Arap şairi Kaah el-Aşkari şöyle haykırmıştır,

’Kazah ve Facfac önlerinde korkudan birbirlerine sarılmış zavallı Türkleri öldürdüğünüz geceleri hele bir hatırlayınız.

Herkesi kılıçtan geçirdiniz. Sadece ata dahi binmeyecek yaşta küçük çocuklar kaldı. Binenlerde o hırçın atların sırtında sanki bir yük gibiydiler’’. (Ziya Kitapçı, İslam Tarihi ve Türkler, Sayfa 314)

"... 57. Alay 180 yükseltili tepeyi, 27. Alay da Kırmızı Sırt'ın büyük bölümünü geri aldı. Ama sol kanattan haber gelmiyordu. Buraya yollanan 77. Arap Alayının, 27. Alayın soldaki taburuyla birlikte düşmanı denize doğru sıkıştırıyor olması gerekmekteydi. Anzakların denize süpürülmesini bu baskı sağlayacaktı. M. Kemal cepheyi siper siper denetleyip askerinin ateş altındaki durumunu inceleyerek, gün doğarken Kocedere'ye gelecek, çok üzücü, çok şaşırtıcı bir olayla karşılaşacaktı. Çanakkale'de bir daha yaşanmayacak bir olayla...

Gün ağarıyordu... Telefon bağlanmadan, 77. Alayın 1. Tabur Komutanı Binbaşı Hacı Mehmet Emin Bey geldi. Gözleri ağlamış gibi kıpkırmızıydı.

-"Efendim" dedi, "... Utanç içindeyim. Ne yazık ki, alayımız çil yavrusu gibi dağılarak savaş alanından kaçmıştır..."

- "Ne diyorsunuz?"

-"... Alay komutanını bulamadım. Sizin buraya geldiğinizi duyunca bilgi sunmak için koşup geldim."

Mustafa Kemal bu dürüst askeri Trablus'ta sömürgeci İtalyanlarla savaştıkları günlerden tanıyordu. Yanında kol komutanlığı yapmıştı. Gece sol yandan neden bilgi gelmediği, Anzakların niçin denize sürülemediği anlaşıldı. Savaş alanından kaçmak, bağışlanabilir suç değildi. Hacı Mehmet Emin Bey'e, "Alayı Kocadere'nin batısında toplayınız..." dedi, "...Yine kaçan olursa vurunuz!"

...

Arap askerlerinin bazı halleri, tavırları, alışkanlıkları, tümende bulunan Türk askerlerini şaşırta gelmişti... Ama en çok da bu adamların çoğunun silah arkadaşlarını ateş altında bırakıp kaçmalarına şaştılar. Bambaşka bir milletin ve çok farklı bir toprağın çocukları olduklarını yaşaya yaşaya her gün biraz daha iyi ve derinden anlamaktaydılar"

(Age, s:296-297 / Age, 4. Bölüm 75, 76 ve 77 nolu dipnotlar, s:623. Turgut Özakman söz konusu dipnotları M. Kemal, Fahrettin Altay, Şefik Aker, İzzettin Çalışlar gibi Çanakkale Savaşlarında görev alan komutanların resmi raporlarına ve adı geçenlerin anı ve müşahedelerine dayanarak hazırlamıştır.)

‘’Sultan Mehmet Reşat, bir yandan Türk Ordusunu harekete geçirirken, diğer yandan da Halifelik sıfatını kullanarak 11 Kasım 1914’te “Cihad-ı Mukaddes” (Kutsal Savaş)’i ilan etmek suretiyle, ortak düşmana karşı İslâm âlemini birlikte savaşa katılmaya çağırmıştı. Ancak Mekke Emiri Şerif Hüseyin, Hicaz’da kutsal savaşa razı olmamıştı. Şerif Hüseyin’in esas gayesi, Arapların Kralı olmak ve Halifeliği ele geçirmekti. Kahire’deki İngiliz Genel Valisi Sir Henry McMahon ile Şerif Hüseyin arasında Temmuz 1915 ayı içerisinde yapılan ilk pazarlıkta, kurulması tasarlanan Arap İmparatorluğu sınırının; Kuzey’de Mersin, Adana, Birecik-Urfa-Mardin dâhil, İran sınırına kadar, Doğuda, Basra Körfezi, Güneyde, Aden üssü hariç Hint Okyanusu kıyısı, batıda ise Kızıldeniz-Akdeniz (Mersin’e kadar) kıyılarını kapsayacak şekilde olması görüşülmüştü.’’

(Hicaz, Asir, Yemen Cephesi ve Libya Harekâtı (1914–1918), Birinci Dünya Harbinde Türk Tarihi VI nci Cilt Gnkur. ATASE Bşk.lığı Askeri Tarih Yayınları, Seri No: 3, Ankara, Gnkur. Basım Evi, 1978, s. 151–152)

Türk Ordusunun Eylül 1918 ayı içerisinde Tafas çekilme harekâtında Lawrence, kinini ve öfkesini kontrol edemez haldeydi. Artık Türkleri hiçbir şeyin kurtaramayacağını biliyordu. Bütün benliği ile kendini o kanlı katliama vermişti. Korkunç çığlıklar atıyordu. Deli gibi bağırıyordu. Süngülü bir Türk erinin yüzüne ateş etti ve yere yığılan ölüyü atına çiğnetti. Arap askerleri, Lawrence’ın kışkırtmasıyla Dera da terkedilmiş bulunan bir hasta trenindeki bütün yaralı ve hasta Türkleri merhametsizce öldürmüşlerdir. (A.g.e. ; s.173 - Willy Bourgeois; Çeviren Nusret Kuruoğlu, Lawrence, İstanbul, 1967, s. 135–136)

Türk Ordusu, Dera ve Şam istikametinde kuzeye doğru çekilirken Dera Tafas köyü civarında Lawrence, yanında bulunan Arap birliklerine; “…Savaşçılar! İçinizde en iyisi, en çok Türk öldürecek olandır. Esir almayacaksınız. Teslim olmak isteyeni öldüreceksiniz. Hepsini öldürün! Hepsini öldürün!” demiş, bunun üzerine Arap kumandanlarından olan Tallal, Auda ve Nasır’da bedevi askerlerine aynı şekilde “Esir almak yok! Bütün Türkleri öldüreceğiz!” komutunu vermiş ve uygulamışlardır. Ayrıca Tallal, çekilen Türk askerlerini takip ederken yolda halsiz bir şekilde uzanan “su… Su…” diyen bir Türk askerinin başına ateş ederek onları öldürmüş, yol boyunca gücü tükenmiş diğer Türk askerlerini de adamları ile birlikte insafsızca katletmiştir. (Matthew Eden; Çeviren Kemal Kutlu, Casus Lawrence’ın öldürülmesi, Bayrak Yayınları, Çağaloğlu / İstanbul, 1991, s. 170)

Arap Kuzey Ordusu’nun karşısında bulunan Cemal Paşa komutasındaki 4ncüTürk Ordusu da, Dera’dan kuzeye Şam’a doğru çekilmeye başlamıştır. Araplar; yol boyunca çekilen ve bitap düşen Türk askerlerine Lawrence’ın de kışkırtması ile insafsızca saldırıyor, onları arkadan hançerliyordu. (Hicaz, Asir, Yemen Cephesi ve Libya Harekâtı (1914–1918),Birinci Dünya Harbinde Türk Tarihi, VI nci Cilt Gnkur. ATASE Bşk.lığı Askeri Tarih Yayınları, Seri No: 3, Ankara, Gnkur. Basım Evi, 1978, s. 367)

‘’Haçlılar Suriye’ye gelince Türklere karşı Mısırlılarla birleşmekte tereddüt etmediler. Haçlı ordusu Antakya’da Türklere saldırdığı sırada, Mısır ordusu da yine aynı Türklerden Kudüs şehrini zaptediyordu. Nihayet Türkler yenilip Antakya da alınınca, Haçlılar sevinçle Mısırlıların üzerine yürüdüler ve (Beyt-i Mukaddes)i ellerinden aldılar.’’ (Haçlılar tarihinin son büyük uzmanı Fransız tarihçi Rene Grousset, Bilan de l’historia adlı eseri, 1946 Paris baskısı, sayfa 214 – Aktaran: İsmail Hami DANIŞMENT- 1979 yılında İstanbul’da basılan Tarihi Hakikatler kitabı-Sayfa:377-378-379-380-381-382-383-384-385)

Fatimi Halifesi (Elmüstali Billah Ebu-l Kasım Ahmed)in Türklere karşı Haçlılarla birleşmeye neden gerek görmüş olduğunu Miladin 1097 olaylarından söz ederken işte söyle anlatır: “Fatimiler kendi hakimiyet sahalarında ve özellikle Suriye’de Türklerin ne kadar ilerlemiş olduklarını görerek nihayet bu akını durdurmaya karar verdiler. Musta’li o tarihten bir yıl önce Afdal’in komutasında büyük kuvvetler gönderip Haçlılar Türklerle savaştığı sırada onların da Türk fütuhatçılarına saldırmalarını emretti.” (18. yüzyıl Fransız tarihçilerinden profesör Mailly, L’esprit de Croisades adlı eseri, 1780 Paris baskısının 4. cildinin 116.sayfası – Aktaran: İsmail Hami DANIŞMENT- 1979 yılında İstanbul’da basılan Tarihi Hakikatler kitabı-Sayfa:377-378-379-380-381-382-383-384-385)

Bu müthiş kin ve garezin feci tezahürleri Arap-Haçlı birleşmelerine münhasır kalmamış, Haçlıların Antakya önlerindeki ünlü yamyamlıkları Arapları sevindirmiştir! Açlıktan muzdarip olan Haçlıların Arap yardımlarından önce Türk şehitlerini mezarlarından çıkarıp pişirerek kebap gibi yedikleri, tarihin daima korku ve lanetle anacağı bir vahşet hatırasıdır. Bir gün binbeşyüz şehit cesedi birden çıkarılmış ve bunlardan üçyüzünün mübarek başları kesilerek Mısır’daki “Halife-i İslam”ın haçlı ordugahında Türklere karşı birleşme yapmaya gelen hayasız elçilerine gösterilmiştir. Ünlü haçlı tarihçisi Guillaume de Tyr, Historia de Rebus gestis in partibus transmarinis adlı Latince tarihinin onüçüncü yüzyıl Fransızca çevirisinin 1879 Paris baskısının birinci cildinin 165. sayfasında Arap elçilerinin bu görüntü karşısındaki halini şöyle anlatır: “Mısır halifesinin elçileri henüz oradan hareket etmemişlerdi. Bu manzarayı görünce, düşmanlarının(=Türklerin) ölmüş olmasından dolayı çok sevindiler...” “Bütün cenazeler bir çukura atıldı ve kesik başlar da sayılıp ne kadar oldukları bilinmek üzere ordugaha getirildi. Yalnız Mısır Halifesinin Sefirlerine ait dört ata yüklenen başlar sahile göderildi.” (İsmail Hami DANIŞMENT- 1979 yılında İstanbul’da basılan Tarihi Hakikatler kitabı-Sayfa:377-378-379-380-381-382-383-384-385)

“Osmanlı hizmetindeyken Arap subay ve memurların büyük çoğunluğunun devlet aleyhinde faaliyette bulundukları ve bir bölüm kişinin daha etkin bir tutum içinde ajan görevi yaptıkları tespit edilmişti. İş bununla da kalmamıştır. Meclis-i Umumî, yani Osmanlı Parlamentosu’nda bulunan Arap temsilcileri tam bir casus davranışı içine girmişler, Mekke Şerifi’ne yolladıkları mektuplarda ‘Mekke’nin yönetimini derhal ele geçirmesini ve Arap başkaldırmasına öncülük etmesini’ istemişlerdir. (Mektubun tarihi: 12 Şubat 1911)” (Ergun Hiçyılmaz, Teşkilât-ı Mahsusa, Istanbul, 1979: 83)

‘‘Birinci Dünya savaşı sırasında Medine’yi korumakla görevli Fahrettin paşa ve askerleri, üç yıla yakın bir süre devam eden bu görevde kendi yiyeceklerini halkla paylaştıkları için yiyeceksiz kalırlar. Fahrettin Paşa yiyecek sıkıntısı nedeniyle askere bir tamim yayınlayıp

çekirge yemelerini bildirir. Kendisinin de çekirge yediğini ifade

ederken, özel bir çekirge menüsünden de bahsederek tarifesini

verir;"Dün benim soframda çekirge tavası vardı. Arkadaşlarla yedik çok

leziz idi. Hele zeytin yağlı ve limonlu salatası pek hoş oluyor. Eğer

fazla çekirge toplayabilirseniz bana da gönderin" diye de not

geçiyor. Türk askerleri gıda konusunda kendilerini korudukları bedevilerden-

araplardan hiç yardım görmezler. Tarih meraklıları bilirler, Araplar

İngiliz oyunlarına inanınca topraklarındaki Osmanlıları çıkarmak için

kalleşçe hep arkadan vurdular, Anadoluya dönmek üzere yola çıkan

askerlerimizin geçeceği yerlerdeki su kuyularına zehir attılar. Hatta vahşetleri o boyutlara ulaştı ki silahsız savunmasız geri çekilen ve yaralılardan oluşan hastane tümenine saldırarak Osmanlı askerlerini ”bunlar altınlarını yutup midelerinde saklarlar” diye karınlarını deşerek vahşice katlettiler.

TÜRK ASKERİNE “MEHMETÇİK” ADI, MEDİNE MÜDAFASINDA VERİLMİŞTİR ’’ Hulusi ŞENEL

‘’1916 yazında Arap meselesi İngilizlerin lehine dönmüştü. İngilizler için sadece hazırlanan esaslar üzerinde faaliyete devam etmek kalıyordu. Araplar ile olan bu çatışma İngilizlerin o kadar işlerine yaradı ki, Mısır Seferi diye anılan bu seferin daha sonraki aşamalarında, İngilizler, sanki kendi memleketlerinde savaşıyorlarmışçasına müsait şartlar altında savaştılar. Türkler ise kendi memleketlerinin bir kısmında doğrudan doğruya düşmanca duygular besleyen yerli halk arasında savaşmaya mecbur olmuşlardı.’’ (Liman von Sanders, Türkiye'de Beş Sene s.178)

''Türk toplumunun Yemen’de ölmüs Türk askerlerine en azından bir Türk şehitliği bulunmalıydı. 'Oysa, Yemen'de İngiltere'nin bile şehit mezarlığı var.' (Türkiye'nin Yemen Büyükelçisi Türel Özkarol, 2005)

Lawrens'in altınla satın aldığı, derleyip toparladığı Araplar, bütün yarımadada Osmanlı askerlerini ve Teşkilât-ı Mahsusa ajanlarını tek tek avlarlar. Bu toplu katliamlar, zaman zaman Lawrens'de bile tiksinti duygusuna yol açar. (Tuncay Özkan: Bir gizli servisin Tarihi, 1997:44-45)

Kitaplarda, belgelerde, gözlemlerden en çok Yemen`de yitirdiğimiz Türk asker sayısını aradım. Farklı rakamlar çıktı ortaya. Üzerinde birleşilen rakam 300 bin! Bir ansiklopedideki not ise kaybın büyüklüğünü anlatmak için rakamı gereksiz kılıyordu: Tarih, Yemende ölen Türklerin sayısını bilmiyor, öğrenmekten de ürküyor!” (Mustafa Balbay, Türkler Mezarlığı Yemen, İstanbul, 2005)

Filistin bayrağı, ilk olarak Şerif Hüseyin tarafından 1916'daki Osmanlı Devleti'ne karşı yapılan Arap ayaklanmasının sembolü olarak tasarlandı.[1] Ardından 1964 yılında bayrak Filistin Kurtuluş Örgütü tarafından Filistin halkının bayrağı olarak ilan edildi ve 15 Kasım 1988 yılında da yine Filistin Kurtuluş Örgütü tarafından Filistin Ülkesi'nin bayrağı olarak ilan edildi.

Bayrak üç eşit boyutta şeritten oluşur. Bunu soldan en uç noktası bayrağı ortalayacak şekilde duran bir ikizkenar üçgen tamamlar. Bayrak Batı Sahra ve Ürdün'ün bayraklarına çok benzer.

Alintidir.

Etiketler:


Aptal olma!
Tarih: 27/11/2011 18:04:36

"Büyük insanlar fikirlerle, orta insanlar olaylarla, küçük insanlar insanlarla uğraşırlar."

Etiketler:


Bu Haftanin Karikatürleri...
Tarih: 27/07/2011 23:28:12

Paylaşım rekoru kıran Erdoğan karikatürü

aydınlık gazetesinde Derya Sayın'ın 'Cumhuriyet muhafızları şöyle dursun Tayyip Muhafızları beri gelsin' karikatürü internette paylaşım rekoru kırdı







Erdoğan'ı kızdıracak özgürlük karikatürü

Evrensel Gazetesi karikatüristi Sefer Selvi, Türkiye'de 70 gazetencinin tutuklu olmasına tepki olarak çıkan "Tutklu Gazete"ye köşesinde yer verdi.


"Tutuklu gazete", Sansürün kaldırılışının 103. yıldönümünde piyasaya çıktı. karikatürde gazetenin manşetinde "Sansürün kaldırılışının 103. yıldönümü" yazarken hemen üstünde dikkat çeken "görüldü" mühürü basın üzerindeki sansürü mükemmel bir şekilde özetliyor.

Cumhuriyet çizeri Musa Kart, tatildeki Meclis'i çizdi


Cumhuriyet gazetesi karikatüristi Musa Kart çizdi


Hürriyet gazetesi karikatüristti Latif Demirci çizdi





Cumhuriyet gazetesinden Zafer Temoçin çizdi

İçişleri Bakanı'nın şehit açıklaması Gırgır'ın kapağında


Son zamanlarda Türkiye'de artan kadına şiddet olaylarına ilginç gönderme.


Haftalık mizah dergisi Penguen, kadına yönelik şiddetin arttığı gerekçesiyle yapılan yürüyüşlere ilginç bir destek verdi.

Etiketler:


Yenildik Ey Halkim Unutma Bizi!
Tarih: 18/06/2011 13:02:08

Yenildik Ey Halkim Unutma Bizi!

Secimlerin üstünden 1 hafta gecti, iktidar karsitlari sustu pustu kabuguna cekildi, dut yemis bülbül gibi oldular, agizlarini bicak acmiyor.

Ya halkin iradesine boyun egdiler de o yüzden sustular, yada dertleri iktidardan, Tayyip erdogandan kurtulmak ve kendilerinin iktidara gelip pastadan pay almakdi.

 

Siteye üye oldugumdan beri forum yazilarini okuyorum, oku oku bitmiyor. Öyle cok sey yazilmiski bir cogu dogruda, bir coguda Akp nin ekmegine yag süren irkci soven yazilardi.

Soven kalemler yazdikca Akp ve Bdp güclendikce güclendi. Irk ayrimi yapanlar bilerek veyada bilmeyerek bölücülere hizmet ettiler, kimi saflarda varini yogunu ortaya koyup bülünmeye hizmet ettiler, hemde vatan severlik adina.  Bir kisimda bakdilarki ne yapsalar faydasiz, artik ask mesk konularina agirlik verdiler.

Öyle ya böyle gelmis böyle gider......

 

Vatanseverlik, misak-i milli sinirlarini korumak icin yapilan mucadele irkci soven politikalarla yapilmak istenince, aslinda emperyalizmin ve yerli kapitalist isbirlikcilerin isine yaradigini anlayamadilar, halada anlamak istemiyorlarda. Cünkü kendi akillari ile düsünmekden yoksun, satilmis beyinler, satilmis kalemlerin emrine girmis.

 

Bu ülkede etnik sorun yokdu, bu ülkede adaletsizlik sorunu vardi. Fabrikalar yetersiz isciler is bulamiyor, sosyal güvence yok, iscilerin calisma güvencesi yok, iscilerin örgütlenebilmesi icin sebdikalar yok (var olan sendikalarda is verene hizmet eden sari sendikalar) yarini güvence altina alacak yasalar yok, bagimsiz egitim veren üniversiteler yok vs.vs yoken Ülkede Kürt sorunu veya sag sol catismasi zaten kacinilmaz olacakdir.

Sözde vatanseverlerimiz esitlik icin parmagini kimildatmazken var gücleri ile etnik ayrimcilik yapip sonrada sucu Kürtlere atip isin icinden siyrilmaya bakdilar.

Bir kisim sözde Chp li, Sözde Atatürkcü kisilerde yillardir Atatürkü sömürmeyi vatanseverlik olarak gördü parmagini oynatmadan vatan savundu.

 

Soruyorum!..

Bu ülkede incirlik üssü hala acikken siz hangi vatanin bölünmesinden korkuyorsunuz?

Bu ülkeye 6.ci filo demir atarken onlarin korumaciligini yapmadinizmi?  Siz hangi vatanin bagimsizligindan dem vuruyorsunuz?

Bu ülkede 12 eylül fasist cuntasini basa getirenin Amerika oldugunu bile bile, siz hangi ana yasa degismesin diye muhalefet yapiyorsunuz?

 

Ve soruyorum Akp yi destekleyenlere!..

 

Sizler Amerikan mandasimi olmak istiyorsunuz? Yeniden sevr imi imzalamak istiyorsunuz?

 

 

Peki biz Kurtulus Savasini neden yapmistik?

 

zaten 1.ci dunya savasini kaybettigimizde, emperyalistler her seyimizi elimizden almamismiydi?

Zaten emperyalist ordular topraklarimiza girmemismiydi?

Zaten emperyalistler bütün yer alti yer üstü milli sermayemize el komamismiydi?

Zaten basta demir yolu sirketlerimiz olmak üzere memlekette ne var ne yoksa almamislarmiydi?

 

Biz Bu Savasi neden Yaptik?

Bugün haberlesme aglarimizi, sümerbankimizi, bankalarimizi, limanlarimizi, Tekel imizi, Tarimimizi vs.vs lerimizi kendi elimizle satdigimiza göre, gerek varmiydi onca anadolu cocugunun ölmesine?.

Kurtulus savasi ile yabanci ordulari ülkeden niye kovduk? Bugün incirlik ve trabzon üslerinde yabanci askerleri kendimiz besliyoruz.

Niye kurtulus savasi verdik biz?

 

Sag partilerde sözde sol partilerde, emperyalizmden icazet almadan iktidar olamiyorsa bu ülkede kimse cikipda yalandan vatanseverlik ayaklari yapmasin.

 

Tek bir kurtulus var. Bu ülkenin vatanseverleri Kurtulus savasinda oldugu gibi yeniden top yekün emperyalizme karsi bir savas baslatip, önce yurdumuzdan yabanci askerleri kovacagiz ve yabanci sermayeyi kaldiracagiz.  Her sey millilesecek, toprak reformu ile agaligin sonunu getirecegiz. Fabrikalara isciler ortak olacak, fakir ile zengin arasindaki ucurumlari kaldiracagizki  bu ülkede basimiz dik alnimiz acik onurlu bir sekilde yasayalim.

Etiketler:





Copyright © 2007-2010 TurkSpace, Inc. All rights reserved.