Hoşgeldin Ziyaretçi, Giriş Yap yada Hemen Bize Katıl
CANLI SOHBET | EKLE
| DİL:
 
FORUM
Yeni Mesajlar | Konularım | Profildeki Forumlar | Kullanıcı Ayarları | Takip Ettiklerim
Yanıt Yolla
Belçikadaki Türklerin İş İmkanı
Toplam Görüntülenme: 2086 - Toplam Yanıtlar: 2
Oct 05 2009, 9:19 am - yazan QUEEN

Özel Mesaj

Belçikadaki Türklerin İş İmkanı

Belçika’da Türk dili eğitimi, Avrupa Konseyinin karaları doğrultusulda, azınlık dilleri eğitim programları bünyesinde hayata geçirilmektedir. Dersler, Türkiye’den gelen ve T.C.’nin görevlendirdiği öğretmenler tarafından verilmektedir. Bu öğretmenler, altı yıl kadar hizmet verdikten sonra Türkiye’ye geri dönmektedirler. Aralarında yabancı dil öğrenen ve Belçika eğitim sistemine intibak edenlerin sayısı azdır. Verilen dersler, genellikle Türkiye’de izlenilen müfredata sadıktır ve Avrupa’da yaşayan gençlerin gündemine uygulanması şarttır. Dersler akşam saatlerinde, kısıtlı bir çerçeve içerisinde verilmektedir. Belçika okullarının bu dersi bünyelerine ciddi bir şekilde entegre etme arzusunu gösterdikleri söylenemez. Bu yetersizlikleri gidermek için halen kimi çalışmalar yapılmaktadır. Bunlara Avrupa’da eğitim görmüş Türk asıllı eğitim ve dil uzmanlarını ortak etmek gerekmektedir. Diplomatik kanal aracılığıyla elde edilen bilgilere göre, bugün Belçika’da 8000′e yakın Türk öğrencisi Türk dil etkinliklerine katılmaktadır. 150 kadar Türk eğitmen bu alanda hizmet vermektedir. Çalışmalar, özellikle Türk çocuklarının yoğun olduğu mahallelerde gerçekleştirilir. Türkçe derslerinden faydalanan en büyük öğrenci kitlesi ilkokulda okumaktadır. Ayrıca ana ve orta okullarda da Türkçe dil dersleri verilmektedir. Belçika’nın üç büyük üniversitesinin (Liège, Gand, Brüksel) eğitim müfredatlarına Türk dil etkinliklerini dahil etmiştir. Ancak bu ek programlar Türkçe öğretmeni yetiştirmek için yeterli değildir.

Brüksel üniversitesinin gerçekleştirdiği bir ankette, Belçika’da doğup büyümüş Türk gençlerinin % 80′inin Türk dilini rahatlıkla konuşup, okuyup yazabildiğini göstermektedir. Bu başarıda ailelerin payı büyüktür. Ancak aynı gençlerin yaşadıkları bölge dilini bilme dereceleri nispeten düşük olabilmektedir : gençlerin % 66’sı bu alanda hiçbir zorluk çekmediklerini söylemekteler. Fransızca veya Hollandaca dışında başka bir yabancı dil bilen Türklerinin gençlerinin sayısı çok azdır. Belçika’daki Türk gençlerinin hemen hepsi Türk yazılı basınını ve televizyonlarını izlerken, ancak % 60′ı aralıklı olarak Belçika basınını okumakta. Bu veriler öğrencilere birden çok dili birden öğretmenin yollarını aramanın önemini gündeme gertirmektedirler. Anadile verilen önem, yabancı dilleri öğrenmenin temel anahtarı olduğu gibi, aynı zamanda kültürel uyuma atılan bir adımdır. Ancak, yaşanılan memleketin dilini veya dillerini iyi bilmek sosyal ve ekonomik uyumun anahtarıdır. Böylelikle iki dil, iki kültür arasında geliştirilen mantık unsuru bireysel entegrasyonu kolaylaştıracak bir güç, bir seçkinlik olacaktır.

ÖZÜRLÜ EĞİTİMİ VE SORUNLARI

Belçika’da özel eğitim hizmetleri, fizik veya zihinsel özürlü çocukların devam ettiği öğretim müfredatlarıdır. Bu okullar, ana, ilk ve orta düzeydedir. Bu okullara giden çocukların yaklaşık % 70′i, başarısızlıkla sonuçlanan ilkokul eğitimi sonucunda, özel eğitime, 9-10 yaşına doğru gönderilir. İstatistikler yaklaşık 1500 Türk çocuğunun özel okullara devam ettiklerini tesbit etmiştir. Bu oran, ilkokul öğrenimi gören toplam öğrencilerin 4,7’sidir ve aynı öğrenimi gören Belçikalı çocukların oranının iki katıdır. Bu göçmen çocukların yarıdan çoğu (% 55) ilkokula devam etmektedir. Özel (spécial) orta öğrenim öğrencilerinden % 59′u Flamanca, % 41 ise Fransızca konuşan bölgede okumaktadır. Özel ortaokullardaki Türk çocuklarının ancak % 30′u kız çocuklarıdır. Başarısız öğrenciler, fakir mahalle okullarına ve bu okulların meslek eğitimi bölümlerine doğru kaydırılmaktadırlar. Kimi zaman yaşanan öğrenim zorlukları, kimi öğretmenlerce güya kötü aile eğitimine, sözde akraba evliliklerine ve hatta çocukta gözlendiği sanılan kalıtımsal, ruhsal ve zihinsel bozukluklara dayandırılmaktadır. İlkokulun ilk yıllarında zorlanan sağlıklı bir çocuk, kendisini bu şekilde özürlü okullarında bulabilmektedir. Yabancı ailelerin yaşam koşulları hakkında genelde bilgisi az olan ve önlerindeki vakaları salt birer Batılı gözü ile algılayan öğretmen ve psikologların önerileri ile -haklı veya haksız olarak- en başarısız öğrenciler belki de bir daha hiç çıkamıyacakları özürlü okullarına sevk edilmekteler. Bu, kimi “sorunlu” öğrencileri okul dışı bırakırken, adı geçen merkezlere ve halen boşalmaya yüz tutmuş kimi özürlü okullarına yeni “müşteriler” yaratmaktadır. Bu arada, okullardan gelen öneriyi geri çevirebileceğinin bilincinde olmayan veliler, çocuklarını “deli okulu” dedikleri bu kurumlara göndermeye boyun eğmekte, kimi zamansa, bu durumu çocuk parasını arttırdığı için kabul etmektedirler. Türk çocuklarının karşılaştığı öğrenim zorluklarının büyük bir kısmına dil yetersizliğinin ve uygulanan klasik eğitim yöntemlerinin neden olduğu düşünülürse, sonucun en başta normal okullardaki eğitimin kalitesini arttırmaktan geçtigi görülür.

ORTA ÖĞRENİM VE MESLEK SEÇİM SORUNLARI

Belçika’da orta öğrenim kurumları 18 yaşına kadar zorunlu öğrenim öngörmektedirler. Altı yıllık bir eğitim verirler. Eğitim ücretsizdir ve Devlet okullarının yanısıra özel (libre) teşebbüs okullarda da verilebilmektedir. Özel sektör okullarınIn hemen hepsi Katolik okullardır. Eğitim üç ana daldan oluşur : genel eğitim, teknik eğitim ve meslek eğitimi. Genel olarak bunlardan ilki üniversiteye, ikincisi yüksek meslek okullarına, üçüncüsü ise direkt olarak iş pazarına açılırlar. Arzu eden meslek okulu öğrencileri eğitimlerini bir yedinci teknik sınıf okuyarak tamalayıp, yüksek okullara gidebilirler. Her sektörde sayısız bölümler bulunmaktadır ve hemen her meslek okulda öğretilebilmektedir. Eğitimlerinin bu safhasında yapacakları seçim, öğrencilerin ilerideki meslek hayatını büyük ölçüde belirleyecektir. Orta okul ve liselerde yönlendirme sorunu Türk öğrencileri ve ailelerinin başlıca sorunlarından biridir. Belçika’da orta öğrenim kurumların % 20’sini yabancı öğrenciler oluşturmaktadır. Ancak, bu oran klasik genel eğitim kurumlarınnda % 15′lere düşmektedir. Teknik meslek liselerinde okuyan yabancı asıllı öğrencilerin oranı ise % 30′ları aşmaktadır. Bu değerler uluslara göre değişim göstermektedir. Bilinen gerçek Belçikalıların teknik okullara ve meslek eğitimine rağbet etmediğidir. Bunların ancak % 10′u bu tip okullara gitmektedir. Buna karşın, Belçika’daki gençlerimizin yaklaşık % 70′i teknik okullara ve meslek okullarına yönlendirilmektedir. Bu şekilde vasıfsız olarak meslek okullarından ayrılanlara çoğu iş kapıları kapanmaktadır. İlköğrenim diplomasını alamamış Türk gençleri için aslında orta okulda bölüm seçimi diye bir sorun yoktur : zorunlu olarak profesyonel meslek eğitime yönlendirilirler, birbirilerini izleyerek kümelenir ve o oranda orta öğrenimi bitirme sanslarını azaltırlar. Kendilerine seçim hakkı tanınanların çoğunun bilinçli bir seçim yapmadığı ve “daha yakın”, “daha kolay”, “arkadaşı orada” olduğu için bugün iş pazarında fazla ihtiyaç duyulmayan dallara yöneldikleri gözlenmiştir. Velilerin de okul seçme alanında bilgisizlikten duyarlı davranmadığı gözlenmektedir. Bu durumda, diploma alanlar da iş bulamamakta ve ailelerin okula olan küskünlüğünün biraz daha artmasına neden olmaktalar. Aynı durum kimi yüksek okul bitirmiş gençler için de geçerlidir : öyleki bazı aileler sabit iş bulamayan üniversitelilerin düşük gelir durumlarını örnek vererek, eğitimin gereksiz olduğu kararına varmaktadırlar.

Belçika eğitim mevzuatında herkesin her çesit okulda eğitim hakkının olduğu belirtilmiş olsa bile, kimi okullardaki uygulamalarda gözle görülür bir ayrımcılığın yaşandığı bilinmektedir. Yabancıların yoğun olduğu bölgelerde okulların kalitesi düşüktür ve göreceli olarak az yatırım alırlar. Bu okullardan çıkan gençlerin diğer okullara uyumu oldukça güçtür. Üstelik prestijleri lekelenmesin diye, kimi tanınmış okullara başvuran yabancı gençler caydırılmaya çalışılmaktadırlar. Özel okul konumunda olan bazı serbest Katolik okullar dışlamayı sistematik bir hale getirmişlerdir ; özellikle Flaman bölgesinde, “kara okullar-ak okullar” ayrımcılığını körüklemektedirler.

YÜKSEK OKUL VE ÜNİVERSİTE ÖĞRENİMİ

1982-1983 öğretim yılından beri, Belçika’da yüksek okullarda okuyan göçmen Türk öğrenci sayısında gözle görülür bir artış kaydedilmektedir. Bu artış Fransızca eğitim veren yüksek okul ve üniversitelerde daha belirgindir. Örneğin, üniversitelerde Türk öğrenci sayısı 1971-1993 döneminde 113′ten 478′e yükselerek 4 katına çıkmıştır. 1993-1994 öğretim yılından sonra, Türk öğrencilerinin Flaman ve Valon üniversitelerindeki sayıları tabiyet değişimleri yüzünden giderek azalmaya başlarken, çifte vatandaşlık sahibi Türk öğrencilerin sayısının hızla arttığı tahmin edilmektedir. Yüksek okullarda ve üniversitelerde okuyan Türk öğrencilerinin % 40′ını kızlar oluşturmaktadır. Bu oran, üç yıllık kısa programlarda (uygulamalı sosyal bilim ve eğitim okulları) % 46′dır. Üniversite dışında teknik meslek yüksek okullarında Türk öğrenciler arasında kızların oranı sadece % 29′dur. Türklerin daha çok Flaman bölgesinde bulunmalarına rağmen, Fransızca konuşulan bölgelerde yüksek öğrenime katılım ve başarıları daha yüksektir. Türk öğrencilerinin hangi eğitim dallarına yöneldiği sorusuna karşılık olarak kız öğrencilerinin yarısının tıp eğitimini seçtiğini söyleyebiliriz. Erkeklerde tercihler daha çok ekonomi, uygulamalı iktisad, uluslararası ticaret, siyasal bilimler, vs., gibi dallara yönelmektedirler. Mühendislik eğitimi, hukuk, fen bilimleri ve sosyal içerikli dallar (buna eğitim fakülteleri dahildir), genç Türklerin fazla ilgisini çekmemektedir. Üniversiteye giden Türk öğrencilerinin başarısızlık oranı yüksek olmasına rağmen okulu terk etme gibi davranışların azalmaya yüz tuttuğunu gözlemekteyiz. Zorlanan öğrenciler artık başka dallara geçiş yapmaktadırlar. Sonuçta, yüksek öğrenime kayıt yaptıran Türk talebelerden % 70′i her hangi bir yüksek eğitim kurumundan mezun olabilmiştir.

İŞ PAZARI VE SORUNLARI

Belçika’daki Türk gençlerinin iş pazarındaki konumu hakkında yapılan gözlemlere göre, bu gençlerin kültürel kimliği, sosyal ve ekonomik yelpazedeki yerlerine bağlantılı olarak gelişmektedir. Bu alanda başarı, bir çok gencimiz için aile ve grup bağlarının etkisi altındadır. Nitekim, uzun yıllardır Belçika’da yaşayan göçmen ailelerin çocukları ve torunları, bugün düzgün yabancı dilbilgisi ve teknik becerilere sahip olmuşlardır. Ancak, Avrupa’ya göç akışı durmadığına göre, Belçika’ya henüz yeni yerleşen Türkler genellikle bu niteliklere sahip değildirler. Türkiye doğumlu gençlerin büyük bir çoğunluğu, okul hayatında ve sosyal uyum sahasında güçlük çekmektedir. Buna rağmen, yaşamlarının büyük bir bölümünü Türkiye’de geçirmiş bazı gençler, anavatanlarında eğitim görmüş ve meslek deneyimine sahip olabilmekteler. Bunların bir kısmı Türkiye’de edindikleri beceri ve tecrübeleri Belçika’da değerlendirme eğilimine girerek, mesleki uyumlarını gerçekleştirebilmektedirler. Ne varki evlilik bağları sayesinde Belçika’ya gelenlerin büyük bir bölümünün yabancı dil yetersizlikleri, yerel kurumlarla iletişimsizliğe neden olmakta ve dolayısı ile bu kişilerin iş bulma olasılığını ipotek altına almaktadır. Ayrıca, Belçika’nın sosyal güvence mevzuatı, Avrupa Birliği sınırları içerisinde öğrenim görmemiş kimselerin iş bulmasını zorlaştıracak niteliktedir. Bu durum soyal yardımla geçinen işsiz gençlerin sayısını kabartmakta ve bireylerin psikolojisine etki etmektedir. Amaçsız, vasıfsız ve tasarımsız gençler içe dönük bir kimlik geliştirmekle birlikte, göçmen edilen toplumla ilişkileri sınırlıdır. Çıkmazda olan bu gençler, her an ırkçı davranışlara hedef olabilmektelerdir. Genç kuşaklarda % 40′ları bulan kabarık işsizlik oranı Türklerin Belçika iş pazarındaki en büyük sorunudur. Bu tip elverişsiz ortamlarda, herşeye rağmen ekonomik başarıya ulaşan Türk gençlerinin, ailelerinin ve göçmen Türk grubunun öz kaynaklarını iyi kullanarak, özellikle serbest mesek ve ticaret alanlarında iş kurdukları gözlenmiştir. Sayıları gün geçtikçe artan bir Türk genç kitlesini bünyesine çeken diğer bir iş sektörüde sosyal hizmet, eğitim ve kamu hizmetleridir.

BELÇİKA TÜRK İŞGÜCÜ

Türk nüfusunun yaklaşık % 51′ini barındıran Flaman bölgesi, emekçilerin % 54′üne, işsizlerin % 38′ine ve serbest meslek sahiplerinin % 44′üne evsahipliği yapmaktadır. Flaman bölgesinde işsizliğin giderek azalması, yörenin canlı bir ekonomik alt yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Sonuçta, 2000 yılı itibariyle, Valon bölgesinde yaşayan aktif Türklerden yarıya yakını (2800 kişi) işsiz statüsündedir. Flaman yöresinde bu oran “sadece” % 25′tir (3200 kişi). İşsizlik oranı Brüksel Türkleri arasında % 35′tir. İşsiz Valon Türklerinin sayısı artarken, sağlıklı gelişen bir ekonomi, işsizlik oranlarının genel olarak Flaman bölgesinde sınırlı kalmasını sağlamıştır.

Belçika’da yaşayan Türk kadınları, 1990 ortalarından günümüze, çalışan (aktif) nüfusun üçte birini oluşturmuştur. Bu değere karşılık, Belçikalı kadınların çalışma oranı % 48′dir. Belçika’daki çalışan Türk kadınlarından (yaklaşık 10000 kişi) % 75′e yakını vasıfsız işçi olarak çalışmaktadır. Bu grubun yarıya yakını gündelikçi-temizlikçi olarak çalışmaktadır. Bu oran, 1991′den beri sabittir. Türk kadınlarının % 34′ü yarım gün sistemi ile çalışmaktadır. 4500 Türk kadını Belçika işsizlik sigortasından yararlanmaktadır. Bu değer, toplam çalışanların % 45′i demektir ! İşsizlik sigortalı kadınların oranı, son yirmi yıl içinde üç katına çıkmıştır. Kadınlar Türk işsiz grubunun % 40′ını oluşturmaktadırlar.

SERBEST MESLEKLERLE İLGİLİ GÖZLEMLER

Son 10 yılda (1991-2000) Belçika’da Türk serbest meslek sahiplerinin sayısı Valon bölgesinde 302′den 400′e, Brüksel’de 358′den 750′ye ve Flaman bölgesinde de 440′dan 900′e yükselmiştir. Böylelikle kurulan işyerleri anapara olarak daha çok aile tasarruflarını kullanmakta, işgücü olarak yine aile fertlerine başvurmaktalar. Açılan işletmeler, Göçmen Türk gruplarının yoğun olduğu mahallelerde, özellikle Türk müşteriyi hedeflemekte ve dolayısıyla daha çok, küçük tuhafiye, bakkal ve lokanta gibi yatırımlar sözkonusudur. Belçika’da Türkler tarafından kurulan ticaret işletmelerinin sayısı son 25 yıl içinde (1975-2000) iki katına çıkmıstır. Serbest meslekle geçinen Türklerin oranı toplam çalısan nüfusunun % 7’sini oluşturmaktadır. Bağımsız olarak çalışanların % 16’sını kadınlar oluşturmaktadır. Bunlar çalısan Türk kadın nüfusunun % 3′ünü oluşturmaktadır. Bu alanda 1978-2000 arası hızlı bir gelişme sürecine girilmiştir. Serbest mesleklerle geçinen Türklerin % 37’si Brüksel’de yaşamaktadır. Bu rakam o yörede çalısan Türklerin % 11′ini oluşturmaktadır. Valon bölgesinde yaşayan Türk esnafı, Belçika’da çalışan Türk bağımsızların % 20′lik bir dilimin altına denk gelmektedir. Bu oranlar 1991 yılından bu yana gelişme içindedir : serbest çalışanların büyük bir kısmı, Brüksel’de ve ülkenin kuzeyinde kümelenmeye devam ederken, Valonya’da düşüş kaydedilmiştir. Liège Üniversitesinin 1993′te gerçekleştirdiği bir çalışmaya göre, Belçika’da Türk ticaretinin en gelişmiş olduğu yerler arasında, Türklerin yoğun olarak yaşadığı Limburg vilayeti vardır. Belçika genelinde bulunan Türk işletmelerinin % 18′i Limburg, % 11′i Gand ve % 10′u Anvers bölgesinde bulunmaktadır. Ülkenin güneyinde ise, Liège (% 11) ve Hainaut (% 9) vilayetleri, Türk işletmecilerine evsahipliği yapmaktadır. Bakkal, manav, fırın gibi ticarethaneler, Belçikalılardan çok göçmenleri çeken meslek dallarıdır. Özellikle lokanta ve kahve işletmeciliği Türk yatırımcıları çeken dallar sınıfına girmektedir. Bu dallar Türk serbest çalışanlarının % 75′ini toplamaktadırlar. Türklerin varlık gösterdiği diğer ticari alanlar inşaat ve hizmet sektörleridir (tamir, temizlik, tercümanlık, vs.). Özellikle inşaat sektörü küçük işletmelere imkanlar tanımakta ve bir çok Türk ailesinin ev sahibi olmasına veya konutlarının onarımına olanak tanımaktadır. Göçmenlere has ekonomik atılım davranışı, ikinci nesil Türklerin dil ve kurum bilgi ve becerileri ile pekişerek, Belçika’da yeni bir aşamaya girmektedir. Bunda Belçika’nın geniş Avrupa Türkleri coğrafyasında merkez bir yer işgal etmesinin rolüde bulunmaktadır. Gelecekte turizm ve taşımacılık sektörlerinde Türklerden atılımlar beklenmektedir. Bundan sonraki aşamalar yatırımcıları üretim alanına çekecektir ve böylelikle Belçika’da yetişen Türk asıllı genç iş gücüne yeni bir umut kapısı açılmaktadır.

BELÇİKA’DA SOSYAL HİZMET VE EĞİTİM ALANINDA ÇALIŞAN TÜRKLER

Özellikle ilgilenilmesi gereken bu profesyonel grubunun önemi yaban elde yetişen gençlerin eğitimi ve sosyal uyumu açısından son derece büyüktür. Ayrıca, bu iş sahası Türk asıllılara Devlet sektörünün ve yönetim kadrolarının kapılarını açmaktadır. Bu gruba yerel politika hayatına yeni atılan belediye encümen azası Belçika Türklerinide eklemek gerekir. Türk sosyal hizmet görevlilerinin yüksek bir eğitim düzeyi ve önemli dil bilgisi olduğu görülmektedir. Bununla beraber, göçten kaynaklanan sosyal hizmet görevlilerinin halen karar yetkisinden uzak, kenar alanlarda bulunduğunun gözlenmektedir. Sosyal alanlarda çalışan Türklerin acil bir şekilde deneyim alışverisi ve meslek içi eğitim ortamları kurmaları, girişimci olmaları ve kendilerini oynadıkları rolün önemi ile orantılı bir şekilde yetiştirmeleri gerekmektedir. Genelde sosyal alanda çalışan Türklerin Türkçe dil bilgileri yaptıkları işler için yeterli olmamaktadır. Bu kimseler, çoğu zaman deneyimsiz oldukları gibi, aralarında sabit iş bulmakta zorlananlar da vardır. Sayıları 650 ila 1000 arasında olan bu kümede, öğretmen, eğitmen, hemşire, doktor, sosyal yardım görevlisi, tercüman, psikolog, dernek yöneticisi, spor antrenörü, sanatçı, din adamı, v. b. gibi karışık meslek gruplarını bulmaktayız. Bu kişilerin Türk grupları ve Belçika kurumları arasında oynadığı “uzlaşma” rolü ve göçmen çocuklarına sunduğu sağlıklı uyum modeli, Belçika’daki Türklerin geleceği için son derece önemlidir. Bu meslek grubunun % 60′ının Flaman bölgesinde hizmet verdigi, yarıdan fazlasının kadınlardan olustuğu ve % 25′inin yüksek öğrenim mezunu oldugu saptanmıştır. En az % 33′ü yabancı gençlerin eğitim sorunları ile ilgilenmektedir.

KÜLTÜREL, SİYASİ VE DİNİ GELİŞMELER VE SAĞLIK SORUNLARI

Belçika’da yaşayan insanların dini inançları ile ilgili kesin istatistik bilgilere rastlamak zordur. Dolayısıyla, bu ülkede bulunan Müslümanların sayısının kesin tesbitini yapmak ve bu insanların kültürel ve siyasi tutumlarını sosyolojik olarak tanımlamak oldukça güçtür. Bu alanda bilinen en sağlıklı ve en yeni değerlendirmeler, Belçika Müslümanlarını 350-370 bin olarak göstermektedir. Bu grubun üçte biri Türklerden oluşmaktadır. Bugün Belçika Müslümanların % 80 ila % 90′lık bölümü 1960-1970 yılları işçi göçünün uzantısıdır. Bu sınıf oldukça genç olduğu gibi, nüfusu giderek artmaya devam etmektedir. 1990 kayıtlarına göre Müslümanlar toplam ülke nüfusunun % 3′ünü oluşturmaktaydılar. Bugün bu oran toplam ülke nüfusunun % 4′üne yakın bir bölümünü oluşturmaktadır. İslamiyet, uzun yıllardır Belçika’da mümin sayısı itibariyle, Katoliklikten sonra ikinci din durumundadır. AnketlerdeTürk asıllı gençlerin büyük çoğunluğun Müslüman olduklarını ifade ettikleri kaydedilmiştir. Görüldüğü gibi, İslamiyet göçmen Türk toplumunun önemli bir kültürel bir boyutunu oluşturmaktadır. Cami ve dernek listeleri, Türk cematinin ibadet merkezleri ve davranışları hakkında bilgi vermektedir.

Belçika Türk camilerinin sayısı, 1982-1992 dönemlerinde, 42′den 79′a yükselmiştir. Günümüzde Türk camilerinin sayısı 80′i aşmaktadır ve bu rakam son 6 yıldır değişmemiştir. Cami listelerinde göz gezdirildiğinde, bunların % 14′ünün Liège, % 24′ünün Hainaut, Namur ve Lüksemburg, % 11′inin Brüksel ve Brabant, % 25′inin Limburg bölgelerinde olduğu anlaşılmaktadır. Cami sayısı Brüksel, Gand gibi, büyük merkezlerde göreceli olarak az olmakla birlikte, bu camilerin büyük bir kitleye seslendikleri bilinmektedir. Belçika’da Türk camilerinin büyük bir bölümü Diyanet İşleri ile ilişkilidir. Bu camilere hizmet, Büyükelçilik servisleri aracılığıyla ulaştırılmaktadır. Belçika Türk camilerinin yaklaşık dörtte biri Avrupa Milli Görüş Teşkilatı ile ilişkilidir. Türk camilerinin küçük bir azınlığı başka İslami hareketlerle ilişkilidir. Brüksel Flaman üniversitesinin 1995 yılında 1462 kişilik bir eşantiyon üzerinde yürüttüğü ankette, Belçika’daki yetişkin (19 yaş ve üstü) Türk erkeklerin % 16’sının hergün camiye, % 22’sinin de cuma namazına gittiğini belirtilmektedir. Eşantiyonun yarıya yakını, bazı özel gün ve bayramlarda camiye gittiklerinin ifade etmişlerdir. Sorgulananlardan % 24′ü hiç bir camiyle ilişkili değildir. Örneklemde, çalışan ücretli nüfusun % 83′ü, öğrencilerin % 73′ü, işsizlerin % 69′u ve serbest meslek sahiplerinin % 64′ü, en az haftada bir kez camiye gittiklerinin ifade etmişlerdir. Aynı anketin sonuçlarına göre, Türk grubunun % 17’si Türk kültür derneklerine devamlı gitmektedir. Türk spor kulüplerine devam edenlerin oranı ise % 20′dir. Ayrıca Türklerden yalnızca % 2’sinin devamlı olarak siyasi içerikli toplantılara katıldıklarını öğrenmekteyiz. Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımıza çıkartılan seçim engelleri, şimdiye kadar bunların gerek Türkiye’de gerekse ikamet ettikleri yerlerde siyaset yaşamını sınırlandırmıştır. Türklerin daha çok Türk basınına rağbet ettiklerini gözlemlemekteyiz. Göçmenlere yönelik gazeteler, Avrupanın her yerinde satışa sunulmaktadır. Brüksel Flaman üniversitesinin anket sonuçlarına göre (1995), sorgulamaya katılan yetişkin Türklerin % 53′ü Hürriyet, % 16’sı Türkiye, % 4′ü Milliyet ve Tercüman, % 3′ü Milli Gazete ve Cumhuriyet, % 2’si Zaman ve % 1′i de Sabah gazetesi okumaktadır.

SAĞLIK ALANINDA VERİLER VE SORUNLAR

Bugün Belçika’da yaşayan en son işçi göçü dalgasını oluşturan Türkler sağlık konusunda oldukça sorunlu ama gelişmekte olan bir tablo ile karşımıza çıkmaktadırlar. 1980′lerden önceki yayınlarda, yaşanan sıkıntılar daha çok sağlık kurumlarıyla iletişimsizlikten ve dil bilmemekten kaynaklanmaktaydı. Nitekim 1979 yılında yayımlanan bir araştırmaya göre, yabancıların Belçikalılara oranla, sağlık hizmet tercihlerini daha zorluklarla ve olumsuz bir şekilde yaptıklarını okumaktayız. O tarihlerde yaşanan sorunlar özellikle madenciliğin neden olduğu profesyonel hastalıklar ve iş kazaları ile ilgilidir. Bunlara doğumla ve hamilelik sorunlarını, çocuk hastalıklarını ve ölümlerini eklemek gerekir. Çocukların sağlık durumuna kimi uygun olmayan yerleşim koşullarının etkisi büyüktür (rutubet, gaz zehirlenmeleri, sağlıksız ısınma sistemleri, vs.). 1978 verileri, iş kazaları, iş hastalıkları ve verem gibi sorunların Türkleri Belçikalıları etkilediğinden altı kat daha fazla etkilediğini göstermektedir. Bugün Belçika’da yaşayan15-16 bin Türk aile reisinden % 9′u (1706 kişi), çalışma hastalıkları veya işkazaları neticesinde sakat kalmıştır. Bu grupta her yıl mağlulen emekliye ayrılanların oranı % 3′tür. 1996 yılında 845 Türk hasta mağlulen emekliye ayrılmıştır. Sosyal Güvenlik servislerinin verdiği bilgilere göre, Belçika’da her yıl yaşanan ağır veya hafif iş kazalarının % 3′ü Türk emekçisine rastlamaktadır (ortalama yılda 1600 kişi). Bu önemli konuya aşağıda daha detaylı olarak değinilecektir.

Ancak bu sorunlar, 1980′li yıllardan itibaren, maden ocaklarının kapanmasından dolayı ve Türk ailelerinin genel olarak daha konforlu konutlara çıkması nedeni ile büyük bir düşüş kaydetmişlerdir. Bunda Türklerde çalışan nüfusun işsizlik nedeni ile azalmasının da etkisi vardır. Ne varki yakın tarihte, göçmen ana-babadan doğan ve Belçika’da iki kültür arasında bocalayan genç nesilin sosyal ve ekonomik uyum, güvenlik, uyuşturucu, davranış bozukluğu ve ruh sağlığı sorunları baş göstermiştir.

Psikolojik olarak göç, zorunlu ve sancılı bir yeniden sosyaleşme işlemi ile eşdeğerdedir. İnsanı yabancı grup, dil, kültür ve değerlerle karşıkarşıya bırakır. Kimi zaman ırkçılığa ve sosyal dışlanmaya maruz bırakır. Göç eden insanlar, ister istemez öz kültürlerinin hızlı değişimi ile karşı karşıyadır ; çocuklarının başka kültürlere dönük olduğunu çaresiz tespit etmek durumundadırlar. Bu olgulara alışanlar olduğu gibi, yaşanan şoklardan büyük acı duyanlarda bulunmaktadır. Durum, aile içi çatışmaya, dolayısıyla yetişkinlerde ve gençlerde davranış veya ruh sağlığı bozukluklarına neden verebilmektedir. Göçmen Türklerin kültürel özelliklerine baktığımızda, geleneksel toplum özelliklerini görüyoruz : kan bağı temeli üzerine kurulmuş millet ve yurtseverlik özellikleri, otoriter, hiyerarşik, ataerkil aile sistemi, genişlemiş aile yapıları, akraba evlilikleri, vs. Ancak Türkiye’de ve yaban elde son yıllarda yaşanan hızlı toplumsal değişmelere paralel olarak insanların kültürel yapıları yeniden şekillenmektedir. Bu hızlı değişimler insanlara ve aile yapılarına etki etmekte ve aynı zamanda ekonomik ve sosyal sıkıntı çeken kesimlerde kimi önemli sürtüşmeler doğabilmektedir. Bu etkileşimlerin, bireyin gelişimine, kişiliğine ve ruh sağlığına etkilerine gelince, son yıllarda yapılan çalışmalar, göçmen nüfusun neredeyse yarısının, hayatları boyunca, en az bir ruhsal rahatsızlık geçirdiğini ortaya koymuştur. Türkiye’de yapılan epidemiyolojik çalışmalarda ise, bu yaygınlık % 17-20 dolaylarındadır. Bu koşullarda, Türk göçmenlerinin, ruh sağlığı kurumlarına yönlendirilmeleri, sık sık karşılaştıkları sosyal hizmet uzmanları, aile hekimleri, okul psikologları, öğretmenler, vs. aracılığı ile olmaktadır ve bu meslek grublarının Türklerin sosyo-kültürel sorunları konusunda bilgilendirilme gereksinimini acil bir biçimde ortaya çıkartmaktadır. Aynı zamanda, Avrupalı sosyal hizmet görevlisi veya öğretmen, göçmenlerin sosyal uyumu konusunda son derece müdahaleci bir tavır takınabilmektedir. Bu durum, kültürüne bağlı Türk grubunda kimi kasılmalara ve direnmelere neden olmaktadır. Yasalar çerçevesinde yapılan girişimler, ailenin erkekleri tarafından, aile içi güç ve otoritelerine yönelik saldırılar olarak yaşandığından, çatışmalar büyüyerek, bazen, özellikle kız ergen ve çocukların, aileden alınarak baska yerlere yerleştirilmelerine aile içi, şiddete maruz kalmalarına neden olabilmektedir.

Daha önce yapılan araştırmalarda, göçmen gruplarda birinci kuşakta somatizasyonların ağırlıkta olduğu, ikinci kuşakta, kişilik ve davranış bozuklukları, alkol ve uyuşturucu bağımlılıklarının sıklıkla görüldüğü, çocuklarda ise öğrenme ve hatta zeka geriliklerinin görüldüğü saptanmıştı. Klinik gözlemler, bu bulguları doğrulamakla birlikte, son yıllarda, buhran etiyolojisini iş pazarındaki zorluklar veya sıla değil de, aile içi çatışmalar ve yerli kurumlarla olan çatışmalar oluşturmaktadır. Özellikle genç kadınlarda, bir yandan, kendilerini gerçekleştirme istekleri, model arayışları, görücü usulu yaptıkları evliliklerinden doyumsuzlukları, hakaret ve dayak gibi şiddet davranışslarına karşı gelme arzuları, diger yandan, aile ve sosyal baskıların artması sonucu, intihar girişimlerine kadar giden depresyonlara sıklıkla rastlanmaktadır. Bu bulgulara, genç kızlarda, evden kaçmalar, aileden kopmalar, vs. eklenmektedir, tablo kişilik bozuklukları ve ilaç bagımlılıklarına doğru kaymaktadır. Erkekler, bir yandan, kendi öz arzuları, diger yandan, geleneksel aile şefi rolleriyle, aile içi otoriteyi uygulamada yaşadıkları zorluklar ve çekişmeler nedeni ile obsesif kaygı tabloları çizmekteler, şiddete kolayca başvurmaktalar. Bunlarla birlikte alkol, fuhuş ve kumar bağımlılıkları da görülmektedir.

Belçika’da 1998′de hüküm yiyenler arasında yabancıların oranı % 32,7′idi. Bu oran her bin yabancıdan dördü demektir. Bunlar arasında Türkler de vardır. Türk mahkümlar genelde 30 yaşın altında, vasıfsız, eğitimsiz, bekar erkeklerden oluşmaktadır. Özellikle, şiddete yönelik eylemler nedeni ile mahküm edilmişlerdir. Yalnızca % 5′i uyuşturucu suçlarına bulaşmıştır ; % 1′i tecavüzle suçlanmıştır. 1991 senesinde günvenlik kuvvetleri istatistiklerine göre, Charleroi, Brüksel gibi büyük şehir merkezlerinde her 100 Belçikalıdan 3′ü işledikleri suçlardan dolayı sorgulamıştır. Kaydedilen genel suç oranları Türklerde % 4′tür. 18-25 yaş grupları arasında ve özellikle erkeklerde suç oranları artmaktadır. Bu yaş grubundan erkeklerin suç oranları Belçikalılarda % 9, Türklerde ise % 10′dur. Doğasıyla bu sorunları büyük bir ölçüde göçmen gençliği tehdit eden fakirlik, gelecek kaygısı, aile içi anlamsızlıklar, kültür şoku ve sosyal dışlanma doğurmuştur. Savunmasız, eğitimsiz gençler, tüketici toplumların girdabına takılmıştır. Göçmenler iki kültür, iki yaşam biçimi arasında iç çatışmaya ve sosyal çelişkiye düşmektedirler. Göçmen birey ve grup açısından, buna getirilebilecek olan tek sağlıklı çözüm yolu, aile ve göç edilen toplum arasında dengeye ve işlerliğe götürecek olumlu ilişkilere ve kimlik arayışlarına girmektedir.

SONUÇ

Bu çalışmada, Belçika’da yaşayan göçmen Türk toplumunun 1960′lardan günümüze uzanan sosyo-ekonomik-kültürel ve siyasi değişimlerini, genel hatlarıyla bilimsel araştırmalar ve istatistiksel bulgulara dayanarak gözler önüne sermeye çalıştık. Bu alanda henüz cevap bekleyen bu sorunsallar arasınsa, örneğin, Belçika tabiyetini almış soydaşlarımızın, sosyal iş bölümündeki yerleri, işsizlik sorunları, eğitim durumları, vs., gibi konular bulunmaktadır. Türklerin iş ve ticaret kurmaya yönelik davranışları hakkındaki ekonomik veriler eksik ve sistemli değildir. Türk camisi ve dernekler hakkında, rolleri ve sosyo-politik işlevleri konusunda daha detaylı ve daha sağlıklı bilgilerin ihtiyacı hissedilmektedir …

Türkiye ve Avrupa Birliği arasında gelişen ilişkiler çerçevesinde, Türkleri Avrupa ve daha ziyade Belçika’ya çeken eden temel etkenler nelerdir ? Bu alanda evliklik bağları yada aile birleşimlerini kullanan Belçika göçmenlerinin Belçika’da sosyal uyumları nasıl gerçekleşmektedir ? Belçika’lı Türklerinin, Belçika kurumlarından olduğu kadar, Türk yönetiminden bekledikleri nelerdir ? İşte bu sorulara cevap verebilecek özel araştırmaların yapılması halen gerekmektedir. Bu araştırmaların ayrıca ileride Belçika Türk toplumunu Belçika’da yaşayan yerli ve diğer yabancılarla sistematik kıyaslama olanağı sağlaması beklenmektedir. Belçikalı Türklerle diğer Avrupa memleketlerinde yaşayan Türkler arasındaki hukuksal konum, sosyolojik ortam, vs. açısından, benzerlik ve farklılıklar nelerdir ? Kırkıncı yılına girilen göç tarihinin çocukları, “Batı Türkleri”, halen iki dünya arasında köprüler kurmaktadırlar … kader, refah ve mutlulukları iki ülkeleri arasında kurabilecekleri olumlu, dengeli, tamalayıcı ve işler ilişkilerin sıkılığına bağlıdır.

___________________________

KAYNAKÇA

A. MANÇO (yönetiminde), Sociographie de la population turque et d’origine turque : 40 ans de présence en Belgique (1960-2000). Dynamiques, problématiques, perspectives, Brüksel, CRE ve IRFAM, 230 s., 2000. Eserin Türkçe ve Hollandaca çevirileri halen gerçekleştirilmektedir.

A. MANÇO ve U. MANÇO (yönetiminde), Turcs de Belgique. Identités et trajectoires d’une minorité, Brüksel, Info-Türk ve CESRIM, 288 s., 1992.

U. MANÇO (yönetiminde), Voix et voies musulmanes de Belgique, Publications des FUSL, Brüksel, 218 s., 2000.

Sen benim içimdeki büyük yangınların adı / Ben senin gecendeki mavi ya da günündeki sarı / Sen benim şehrimdeki bütün sokakların adı / Ben senin yüzündeki çizgi ya da dünündeki anı… KALBİN ÖMÜRLÜK BENDE ''EMANET''..

Nov 17 2009, 10:42 pm - Yanıtlayan: peribeyi

Özel Mesaj

selam degerli bilgiler aktarmissiniz tsk tebrik ederim
Yanıt Yolla

Copyright © 2007-2010 TurkSpace, Inc. All rights reserved.