Hoşgeldin Ziyaretçi, Giriş Yap yada Hemen Bize Katıl
CANLI SOHBET | FLASHCHAT | MESSENGER | FAVORİLERE EKLE
| DİL:
 


KAYDET:
RSS 1.0     RSS 2.0

Görüntülenme: 37 - Toplam Mesaj: 1

Gönderen: KALBIM on 08/11/2008 12:22:44






 

Petra ve Rose, Londra'nın biraz dışında bir semtte, iki katlı bir evin ikinci katını paylaşan iki arkadaştılar. Rose bir kitapçıda, Petra ise bir cafe de çalışmaktaydılar. Çok az kazanıyor olmalarına rağmen, küçük evlerinde mutluydular ve bir çok konuda mükemmel denecek kadar iyi anlaşan bu iki genç kız, birbirleri için gerçek anlamda dost olduklarınıda çok iyi bilmekteydiler.


O yıl, yaz sonuna doğru, Petra aniden rahatsızlandı. Bir kaç gün yatıp dinlenmenin o na iyi geleceğini ve sonra yine işinin başına dönebileceğini düşünüyordu ama öyle olmadı. Aradan haftalar geçmesine rağmen, Petra bir türlü iyileşememişti. Rose kısıtlı imkanlarına rağmen, defalarca doktor çağırmış, muayene ettirmişti Petra'yı ama, doktorlar da kesin bir şey söylememişler ve her defasında Rose'nin eline bir reçete sıkıştırıp "Bir de bunları kullansın" demekle yetinmişlerdi.

Haftalar geçmişti. Petra'nın durumu gün günden daha da kötüye gidyordu. Rose gündüzleri işe gitmek zorunda olduğundan, kendisi işteyken Petra ya alt katta oturan yaşlı evsahibeleri gözkulak olmaktaydı. Rose her akşam iş çıkışı arkadaşının yanına koşuyordu, hep bir umutla...

Derken sonbahar gelmişti. Petra, cam kenarındaki yatağından, solgun ve bitkin hali ile bütün gün bahçedeki erik ağacının yapraklarını seyretmekteydi. Bir akşam güçsüz sesi ile,
-Rose, sonbahar geldi. Erik ağacı yapraklarını savuruyor.
Bir an durakladı yutkundu, gerçekten çok zor konuşabiliyordu.
-Rose, ben o erik ağacında ki son yaprağın düştüğü gün öleceğim!
Rose önce irkildi, sonra hiddetlendi.
-Saçmalama! diye bağırmaya başladı. Fakat Petra o günden sonra hep aynı şeyi tekrarladı durdu. Öyle inanıyordu. Erik ağacının son yapraığı düştüğünde ölecekti.


Zaman çabuk geçmekteydi, kısa bir süre sonra bir Cumartesi sabahı uyandığında erik ağacında sadece üç tane yaprağın asılı kaldığını farketti. Petra yine o son derece bitkin sesiyle ve artık kurtulmak istiyormuşcasına.
-Rose, çok az kaldı. Ben öleceğim. dedi. Rose cam kenarında arakasını Petra ya dönmüş gözyaşı dökmekteydi, kendini zorlayarak "Saçmalıyorsun" diyebildi zorlukla ve sonra birşeyi bahane ederek koşaradım merdivenleri indi, yaşlı evsahibelerinin boynuna sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Yaşlı kadın da son derece endişeli ve kederliydi ama elinden gelen birşey yoktu. Ertesi sabah Petra uyandığında, Rose'nin evde olmadığını farketti. Oysaki günlerden Pazar dı ve Rose sabahın bu erken saatinde asla dışarıya çıkmazdı. Bir süre sonra yaşlı kadın geldi Petra'nın yanına ve o na bir not uzattı.


"Petra, aylardır her hafta sonumu seninle geçirmekten çok sıkıldım. Bugünü kendime ayırdım. Akşama eve geç döneceğim, beni meraketme. Bayan Kenston seni yalnız bırakmayacağına dair bana sözverdi, o yüzden içim rahat. Beni anlayacağını umuyorum, görüşmek üzere tatlım... Rose..."

Petra bu notu okuduktan sonra, Rose'ye ne kadar haksızlık ettiğini farketmişti. Aylardır her hafta sonu o na "Beni yalnız bırakma Rose" diye ısrar ettiği için şimdi hem üzülmüş hem de bu kadar bencil davrandığı için kendisinden utanmıştı.

O günün akşamı Rose eve gelmedi. Gece yarısı saat bir sularında, bayan Kenston yanında iki adamla birlikte Petra'nın odasına girdi ve Petra'nın yatağını odanın bir diğer köşesine çektirdi. Petra hastalığından ötürü geceleri son derece bitkin olduğundan, kendisinde onlara neler olduğunu soracak gücü bile bulamadı. Evet yatağı odanın diğer köşesine çekmiş ve daha sonra da hiç birşey söylemeden çıkıp gidilmişti.. Petra neler olduğunu anlamaya çalışmış ama bu son derece saçma davranışa bir anlam verememişti. Sonra yine ilaçların etkisiyle derin bir uykuya dalmıştı. Ertesi sabah çok erken bir saatde bayan Kenston, yine yanında o iki adamla birlikte Petra'nın odasına girip, yatağı yine cam kerındaki eski yerine çektirdi. Petra güçlükle,
-Neler oluyor bayan Kenston? Neden yatağımı oradan oraya taşıyorsunuz? Hem de hiç olmadık zamanlarda...
-Senin haberin yok. Dün gece nasıl bir fırtına vardı biliyor musun?! Pencereler pek sağlam değil, cam kenarında üşütebilirdin. Şimdi fırtına dindi biz de yatağını yine eski yerine çektik.


Ertesi gün, daha sonra ki gün ve ondan sonra ki günlerde Rose eve gelmedi. Petra artık iyice




--------------------------------------------------------------
HoSGeLDiNiZ




Gönderen: KALBIM on 29/11/2008 14:05:17


.





--------------------------------------------------------------
HoSGeLDiNiZ
Başa Dön
09/01/2009



Copyright © 2008 TurkSpace, LLC. All rights reserved.