Hoşgeldin Ziyaretçi, Giriş Yap yada Hemen Bize Katıl
CANLI SOHBET | FLASHCHAT | MESSENGER | FAVORİLERE EKLE
| DİL:
 


KAYDET:
RSS 1.0     RSS 2.0

Görüntülenme: 54 - Toplam Mesaj: 0

Gönderen: Benim on 02/09/2008 21:16:14


AHİ TEŞKİLATI’NIN KURUCUSU: AHİ EVRAN


AHî EVRAN

Selçuklu Devleti, Malazgirt Zaferinden sonra, Anadolu’da güçlü bir devlet, ileri bir uygarlık kurmuştu. Ancak Moğol akınları yüzünden devlet, XIII. yüzyılın sonlarına doğru zayıflamaya başlamıştı. Bu mirası ayakta tutabilmek için, Anadolu’da yerleşen Oğuz Boyları, ayrı ayrı bölgelerde kümeleşmeye başlamışlardı. Nitekim XIV yüzyılın başlarında, Anadolu’daki Selçuklu egemenliği sona erdiğinde birçok Türk Beylikleri ayrı ayrı devletler kurmuşlardı.

O günlerde, (Ahilik) adıyla, millî bir dayanışma birliği, Anadolu’da sosyal düzenin kurulmasına öncülük etmişti. Hatta bu birlik, Osmanlı Devletinin, güçlenmesine ve örgütlenmesine yardımcı olmuştu.

Ahilik; kasabalara ve köylere kadar yayılan, en küçük örgütünden en büyüğüne kadar, millî birlik ve beraberliği, karşılıklı saygı ve sevgiyi, sosyal dayanışma ve yardımı temel ilkeler sayar. El birliği, gönül birliği ve kardeşlik havası içinde, din ve ahlâk kurallarına sıkı sıkıya bağlı, köklü, sağlam, düzenli ve millî bir toplum kurmayı amaç bilen, tarikat niteliğinde bir kuruluştur. Bu kuruluşa fütüvvet adı veriliyordu. Kendilerine özgü töreleri ve zaviye adıyla tanınan dernekleri vardı. Üyeleri daha çok meslek sahibi esnaftan kişilerdi. Küçük sanatların gelişip yayılmasında, sanat erbabının geleneksel kurallara göre yetiştirilmesinde ve ekonomik hayatını düzenlenmesinde bu birliğin büyük faydaları görülüyordu.

Fütüvvet ve ahiliğin tarihi eski olmakla birlikte, Anadolu’da ahiliğin kurulmasında Ahi Evran’ın öncülük ettiği söyleniyor ve Ahi Evran bu örgütün piri sayılıyordu.

Ahi Evran’ın asıl adı Şeyh Mahmud Nasurıddin’dir. Orta Asya’nın Türk bölgesi olan Horasan’dan Anadolu’ya göçmüş, XIII. yüzyılın ortalarında Konya’ya gelip yerleşmişti.

Hacı Bektaş-ı Velî hakkındaki deyişleri bir araya toplayan Velâyetnâme adlı esere göre, Konya’da bir süre oturan Ahi Evran, daha sonra Kayseri’ ye gelmişti. Burada dericilik mesleğine girmiş, deri atölyelerinde çalışan bir işçi olmuştu. Deri terbiye etmenin, ham deriyi, türlü emek ve uğraşılardan sonra, olgun, kullanılır duruma getirmenin, onun. kokusuna dayanmanın, insanı eğitmek, onu olgunlaştırmak kadar güç olduğunu bildiğinden bu mesleği seçmişti.

Ahi Evran, çilesini tamamladıktan ve manevî gücünü de ispat ettikten sonra, Kırşehir’e gelmiş, ahilik örgütünü burada kurmuştu.

Ahi Evran, insan nefsinin bir ejder gücünde olduğuna, nefsini yenen kişinin, dünya hırslarından, kinlerinden, maddi isteklerinden arınacağına inanmıştı. İşte bu inanca bağlı olarak, Ahi Evran’ın nefis denen benlik yılanını içinden söküp atarak bir kamçı gibi elinde taşıdığı söylenmiş, kendisine yılanlı ahi anlamına gelen Ahi Evran denilmişti.

Yine Velâyetnâme adlı esere göre, Hacı Bektaş-ı Velî, sık sık Kırşehir’e gelir, Ahi Evran’la saatlerce sohbet ederdi. Bir keresinde, iki büyük insan yine Kırşehir’de buluşmuştu. Kırşehir’in tanınmış bahçeleri olan Özbağlar’da derin bir sohbete başlamışlardı Bu sırada aşağıdaki derede kurbağalar ötüşüyor, bu sohbete onlar da katılıyorlardı. Bir ara, Hacı Bektaş-ı Velî, kurbağalara seslenerek:

­ Susunuz ya mübarekler!. demişti.

0 günden bugüne, bu derelerde kurbağalar susmuş, bir daha ötmez olmuşlardı.

Ahi Evran’ın Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi’ye ahilik beratı verdiği, tahta çıktığı zaman, ahi töreleri gereğince beline ahilik kuşağı bağladığı söylenir. Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi’ye de büyük saygı gösterdiği ve ahi alayları kurarak onun fetihlerine yardım ettiği bilinmektedir.

Ahilik, tasavvufî inançlar içinde, halka “eline, beline ve diline sahip olma” ilkesini, yani hırsızlık ve haramdan uzak durmayı, namuslu olmayı, sır saklamayı, kötü söz söylememeyi telkin etmiştir. İnsanlar arasında ahlâkî prensipleri yaymıştır. İyiye, doğruya ve güzele dönük, kardeşçe yaşama ilkeleriyle Osmanlı Devletinin sosyal ve ekonomik düzenini, ilk esnaf örgütünü kurmuş, devletin yardımcısı olmuştur.

Ahi Evran’ın kaç yıl yaşadığı bilinmemekle birlikte, XIV. yüzyılın başlarında Kırşehir’de öldüğü sanılmaktadır. Ahi Evran’ın hayatı, Hacı Bektaş-ı Velî’de olduğu gibi, yüzyıllardan beri söylenegelen çeşitli efsanelerle süslendiğinden, gerçek yaşantısı unutulmuştur. Ancak onun Kırşehir’deki türbesi, çağlar içinde Ahi Ocağı olarak yaşamış ve ziyaret edilmiştir. Ahi Evran adına, Ankara’da bir cami yaptırılmıştır. Camiin Selçuklu devri ağaç oyma işlemeli kapı ve pencereleri, bugün İstanbul’da, Amca Hüseyin Paşa Medresesinde saklanmaktadır.

Türk tarihinde birçok ulu kişiler vardır. Bunlar eserleriyle değil, fikirleriyle, düşüncelerinin toplumlar üzerindeki etkileriyle tanınır ve bilinirler. Ahi Evran da böyledir. Sağlığında yazılı bir eser bırakmamıştır. Yazmışsa da bize kadar ulaşamamış, ya da elimize geçmemiştir. Bu ulu kişiler, Anadolu’ya doğan, zihinleri aydınlatan, gönülleri ısıtan, toplumları etkileyen, onların millî birlik ve dirliğe çağıran güneşler gibidirler. Bundan dolayı unutulmamış, dillerde ve gönüllerde yaşatılmıştır.

Ahi Evran, bu sözlü kültürün en belirgin örneğidir. Onun yedi yüz yıl önce Anadolu’ya ektiği iyilik ve cömertlik tohumları yeşermiş, bir fikir ürünü olarak, toplumları doyurmuştur. O, Türk Kültür Tarihi’nin ölümsüz bir düşünürü, bir mürşidi olarak daima yaşayacaktır.
————————————————————————— ————-

AHİ TEŞKİLATI’NIN KURUCUSU:
Ahi Evran: (1171-1261)

Ahilik Teşkilatı’nın kurucusu Ahi Evran Azerbaycan’ın Hoy kasabasında doğmuştur. Hoy kasabası günümüzde Türkiye’nin doğu sınırından 60 km uzaklıkta ve Sultan Tuğrul zamanindan beri’ Türkler’in yerleştiği bir bölgedir

Ahi Evran’ın asıl adı Nasir üd-din EbüI-Hakäyik Mahmud El Hoy olarak kayıtlara geçmiştir.Herkesin korkup kaçtığı evran denen büyük bir yılanın onu görünce sakinleşmesi ve itâat etmesi dolayısıyla “Evran” diye anılmıştır.
Ahi Evran ilk eğitimini’ Azerbaycan’da doğum yeri olan Hoy’da aldıktan sonra Maveraünnehir ve Horasan’a giderek orada ünlü alimlerden Fahr-u-d-din Razi’nin derslerini takip etmistir. Bir Eş’arı kelamcısı olan Raziden (1149-1209) Hükema Felsefesini ve Kuran-ı Kerim tefsirlerini öğrenmiştir.

Ahi Evran gençliğinde Ahmed Yesevi’den ilk tasavvuf terbiyesi aldıktan sonra 0 zamanın ünlü tasavvuf alimlerinin buluşma yeri olan Bağdat’a gitmeye karar verir. Önce niyetlendiği Hac farızasını yerine getirir. Sonra dönüş yolunda kayınpederi olan Evha’ düd-Dini Kirman ile tanışır. Büyük üstad sayesinde halife Näsir­Li’Dinillah ile tanıştırılan Ahi Evran, Halife’nin kurduğu Fütüvvet Teşkilatı’na girer. Ahi Evran Bağdat’ta iken, Fütüvvet Teşkilatı’nın ileri gelenleri ile tanışarak onlardan yararlanmıstır. Araştırmacı Mikail Bayram ,,Tasavvufi Düşüncesinin Esasları” adli kitabında ve diğer kaynaklarda Ahi Evran’in çok yönlü bir ilım ve fikir adam olduğu kaydedilmektedir. Ahi Evran’ın yazmış olduğu kitaplar da bunu bizlere göstermektedir. Ahi Evran Tefsir, Hadis, Keläm, Fıkıh ve Tasavvufi kitaplar yazmıştır. Ayrıca felsefe, tıp ve kimya sahalarında da bilgi sahibi olan çok yönlü bir ilimadamı ve filozoftur. İbn-i Sina ve Fahreddin-i Räzi’nin eserlerini Farsça’ya çevirmiştir. Selçuklu Sultanı Gıyaseddin-i Keyhüsrev zamanında, kayınpederi Evhadudin ile Anadolu’ya gelen Ahi Evran Konya’da Sultan’a yazdıği Letaif-i Giyasiye adli kitabini sunar. Kitabin 1. cildi felsefe, 2. cildi ahläk vesiyaset, 3. cildi fıkıh(İslam Hukuku), 4. cildi dua ve ibadet hakkındadır.­ İbn-i Sina hayranı olan hükümdar kendisine sunulan kitapları beğenmekle kalmaz, ayni zamanda Ahi Evran’a büyük ilgi de gösterir. 1205 yılında Kayseri’ye gelen Ahi Evran burada bir deri atölyesi kurar. Kayseri’de devletin desteği ile debbağları ve diğer sanatkärları da içine alan büyük bir sanayi sitesinin kurulmasına öncü olur. Her sanat dalının biraraya toplandiğı bu siteler Selçuklu Sultan Aleaddin Keykubat zamanında diğer şehirlerde de kurulmaya başlanır. Sultan Aleaddin Keykubat’ın Ahi Birlikleri’ni himaye etmesi ile Anadolu’nun birçok yerinde bu birlikler süratle kurulmaya başlanır. Bu dönem Anadolu Selçuklu Devletı’nın iktisaden en parlak dönemi olmuştur. Sultan Aleaddin’in oğlu tarafından öldürülmesinden sonra Ahiler bu duruma tavir alırlar. Ahi Evran’ı çekemeyenler onunla yeni hükümdarın arasını açarlar. Aleaddin Keykubat zamanında Konya’da medreselerde ders veren Ahi Evran bu sebepten dolayi Konya’dan ayrılarak, Denizli’ye gider. Oradayken konya’ya çağrılan Ahi Evran Konya’dan Kırşehir’e gelerek Ahi Birlikleri’nin teşkilatlandırılmasına hız verir. Kırşehir’e eşi Fatma Ana ile yerlesen Ahi Evran eşinin kurduğu Anadolu Kadınlar Birliği (Baciyan-i Rum) Teşkilatı’nı desteklemiş bununla birlikte Ahi Teskilatı’nın (Ahiyan-i Rum) büyümesi ve gelişmesi için çaba sarfetmiştir. Anadolu kadınlar Birliğı de Ahiler’in Kadınlar kolu olarak yetim, kimsesiz genç kızları himayesine almiş, onların eğitimlerinden ev-bark sahibi olmalarına kadar her türlü yardımı yapmıştır. Bunun dışında ihtiyar kadınların bakımı genç kızların evlendirilmesi gibi birtakim sosyal yardımlarda bulunmuştur. Ayrıca maddi sikintida olanlara da yardım etmiştir. Ahi Zaviyesine gelen konuklarina hizmette bulunup eşlerine yardımcı olmuşlardır. ,,İşine, Aşına, Eşine sahip ol” sözü bu teskilatın ana prensibi olmustur. Anadolu Kadınlar Birliği dünyada kurulan ilk kadınlar teşkilatıdır.

Ahi Evran kendi mesleği olan Debbağlık dalından başka 32 çeşit esnaf ve sanatkärin lideri olmuştur. Ahi Evran’in Anadolu’da kurduğu Ahilik Teşkilati’nin asıl amaci ilim ve bilgiyi insanlığın hizmetine sunmaktır. Türkler Anado!u’ya yerleşirken dönemin bilimadamları, pozitif ilimlerin gündelik hayatta kullanılabilmesini ve insanlarında bundan faydalandırılmasını öngörmektedir.

İlmin tekniğe uygulanmasına örnek olarak; Cizreli İsmail B. Rezzaz isimili bilimadamının kitabında birçok otomatik makinanın projelerinin çizildiği ve tariflerinin yapıldığı hatta bazı projelerinin uygulandığı bilinmektedir. Bu makina ve robotlara örnek olarak: Su saati, otomatik musluk, el yıkama ve abdest alma esnasında kendiliğinden su döken makina, kendi kendine müzik çalan makina, otomatik su tulumbaları, su fiskırtan fiskiyeler, şifreli anahtarlar, değişik hareket yapan robotlar görmekteyiz. Teknolojinin üretime tatbikatının i1k örnekleri olan bu buluşlara Ahi Evran önem vermekte idi. Ahi Evran’ın Selçuklu Sultanı II. Izzettin Keykavus’a sunduğu Letaif-i Hikmet adlı kitap, sultanlara ve yöneticilere nasihat verici ve ,,Siyasetname” türü bir eserdir. Bu eserde halkın ihtiyaçları belirlenmekte, bu ihtiyaçların karşilanması, istihdamın, kaliteli bol ve ucuz üretimin arttirilmasi sırasında çıkabilecek sorunlara karşi tedbirlerin neler olması gerektiği şöyIe anlatılmaktadır. Allah insanı medeni tabiatlı yaratmıştır: Bunun açıklaması şudur, Allah insanları yemek, içmek, giymek, evlenmek, mesken edinmek gibi çok şeylere muhtaç olarak yaratmıştır. Hiç kimse kendi başına bu ihtiyaçarı karşılayamaz. Bu yüzden demircilik, marangozlük, dericilik gibi çeşitli mesleklen yürütmek için çok insan gerekli olduğu gibi, bu meslek dallarının gerektiği alet ve edavat, imal etmek için de bir çok insan gücüne ihtiyaç vardır. Bu yüzden toplumun ihtiyaç duyduğu ürünlerin üretimi için gerekli olan bütün sanat kollarının yaşatılması şarttır. Bununla da kalmayıp, insanların sonradan doğacak ihtiyaçlarını karşılamak için yeni sanat dallarının meydana getirilmesi gerekmektedir.

0 halde toplumun büyük bir kesiminin sanata yönlendirilmesi ve her birinin beli bir sanat dalıyla meşgul olması gerekir ki toplumun ihtiyaci görülsün. Ahi Evran’in kurduğu Ahilik Teşkilatının eğitim anlayışı bu temel görüşe dayanmaktadır. Devlete düşen görev bu görüşe destek vererek halkın eğitilmesine ve yönlendirilmesine yardımcı olmaktır. Ahi Evran eserinde belirttiği eğitim ve öğretim konusundaki tüm önerilerini kendisi Ahi birliklerinde uygulamıştır. Ahi Evran’ın teknik öğretim ve ahläka yönelik eserleri yıllarca Ahi Birlikleri’nde kitap olarak okutulmuştur.

Ahi Evran, Letaif- Giyasiye, Letaif-i Hikmet’ten başka Vaziyet, Ruh’un Bekäsı, Tıp ve Ibn-i Sinadan tercüme kitabı dahil olmak üzere yirmiye yakın eser bırakmıştır. Ahi Evran hayatı boyunca ilimle ve eğitimle uğraşmış ,,Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalış”. Hadis-i şerifini kendisine ilke edinmiştir. Birlik üyelerine devamlı olarak çalışmayı önermiştir. Üretimin ancak çalışarak sağlanacağını bilen Ahi Evran insanların ihtiyaçlarını gidermenin de bir Tanrı buyruğu olduğuna inanmaktadır. Bu bakımdan çalışmak, insanları mutlu etmek ibadet etmek kadar önemlidir.
Osmanlı Devleti’nin kurulmasında da önemli rol oynayan Ahi Evran Cevat Hakkı Tarım’ın deyişiyle ,,Doksan üç yıl yaşayan, akla yär, nefse düşman olan bu faziletli er kişi, tekkesine kapanmiş dünyadan elini etegini çekmiş münzevi bir sofu ve softa değildi. 0 hayatını kazanmak için diyar diyar dolaşmiş her sanat ve zanaata başvurmuş öğrendiklerini de insanoğluna öğretmek için uğraşmıştır.”


alıntı

07/01/2009



Copyright © 2008 TurkSpace, LLC. All rights reserved.