Hoşgeldin Ziyaretçi, Giriş Yap yada Hemen Bize Katıl
CANLI SOHBET | EKLE
| DİL:
 
fanidunya
PROFİL   ALBÜM   BLOG   ZİYARETÇİ DEFTERİ   ARKADAŞLAR   BEĞENDİKLERİM   YORUM   ANKET   VİDEO  
Diğer Resimler
mem_normal OFFLINE
Bay
37 yaşında
tolga oktay
Buca, Izmir
Türkiye

Görüntülenme: 1692
Puan: [ 924 ]
Şampiyonluk: 0


Durum: FANIDUNYA'nın profiline hoşgeldiniz

İLETİŞİM PANELİ
MESAJ GÖNDER
SOHBET
ARKADAŞLARIMA EKLE
GRUP DAVETİYESİ YOLLA
Beğendiklerime Ekle
PUANLA BENİ
HEDİYE YOLLA

Fizik: Atletik
Din: İslam
MESLEK: Usta
İçKI: Hayır
SIGARA: Hayır
SAç RENGI: Kumral
GöZ RENGI: Kahverengi
EğITIM: Lise
Medeni Durum: Bekar
ÜYELİK TARİHİ: 15/09/2009
BURÇ: Balık
SON GİRİŞ: 10/03/2012 19:17:57
PUAN: 9.99
Karizma
+2.04
1 oy
Son Konu Listesi Yanıt Görüntülenme
Nov 29 2010, 12:07 pm yazan fanidunya
0 221
Nov 29 2010, 12:06 pm yazan fanidunya
0 203
Konularım: 2  Ziyaretçi Konuları: 0
DiğerleriDiğerleri

Henüz kimseden hediye almamış.

Ey Rabbimiz bize dünya ve ahirette iyilik ver, bizi Cehennem azabından koru!

- Ey Rabbimiz, bize çok sabır ver, Müslüman olarak canımızı al!

- Ey Rabbim, bana hikmet ver ve beni salihler arasına kat!

- Ey Rabbim, beni ve neslimi namazı devamlı kılanlardan eyle;

duamı kabul et, kıyamette hesab olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!

Ya Rabbi, sana ve Resulüne itaat etmemizi ve bildirdiklerinle amel etmemizi nasip eyle!

- Ya Rabbi, faydasız ilimden, makbul olmayan ibadetten ve kabul edilmeyen duadan, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten ve her çeşit hastalıktan, gece ve gündüz gelecek kötülüklerden, sıkıntılardan

kötü arkadaştan ve kötü komşudan sana sığınırım!

-Allah Resûlü hasta yatağında soğuk terler döküyor. Hazreti Aişe'nin gözü yaşlı, Hazreti Ebu Bekir'in başı yerde, Kainatın Efendisi ebedi yolculuğun eşiğinde son nefeslerini sayıyor. Medine soluk almadan bekliyor.


İblis'in Peygamber Efendimize söylediği Hakikatler

Hakikatler


İblis'in Peygamber Efendimize söylediği Hakikatler
Veheb İbn-i Münebbih (ra) rivayet ediyor Allah Teâlâ (cc) şeytana emir buyurmuşlar Git! Hz Muhammed (SAV) nin soracaklarına cevap ver İblis eli asalı bir ihtiyar kılığında Peygamber Efendimize gelir
Peygamber Efendimizle arasında aşağıdaki mükâlemeler geçer
- Sen kimsin?
- Ben İblisim
- Ne lçin geldin?
- Allah'ın emri ile soracaklarına cevap vereceğim
- Ya mel'un, ümmetimden kaç düşmanın var
- Onbeş düşmanım var
1 Sensin,
2 Adaletle iş gören hükümdar,
3 Alçak gönüllü cömert, zenginler
4 Ticaretinde doğru olanlar
5 Allah'tan korkan alimler (ehl-i takva sahipleri)
6 Nasihatle herkese hayır isteyen müminler
7 Kalbi merhametli müminler
8 Tevbe edip, tevbesinde sebat edenler
9 Haramdan sakınanlar
10 Daima abdestli bulunanlar
11 Her zaman çokça sadaka verenler
12 İnsanlarla iyi geçinen, güzel (halim) huylu kimseler
13 İnsanlara faydalı olanlar
14 Kur'an-ı çok okuyanlar ve Allah'ı devamlı zikredenler
15 Gecelerde insanlar uyurken kalkıp namaz kılan ve ibadet edenler
Resulullah Efendimiz tekrar sorar
- Ümmetimden senin yoldaşların kimlerdir
- Zalim hükümdar, kibirli zenginler, hain ticaret ve sanat erbabı, içki içenler, gıybet yapanlar Zina yapanlar, yetim malı yiyenler, namazı kılmayıp terk edenler, zekat vermeyenler, boş kuruntular yapanlar benim yoldaşlarımdır

Ramazan Ayında Şeytanların Zincire Vuruluşu
Resulullah (s.a.a) şöye buyurmuştur: “Ramazan ayının hilali gözükünce cehennem kapıları kapanır, cennet kapıları açılır ve şeytanlar zincire vurulur.”[14]

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Allah her isyankar şeytana meleklerinden yedisini tayin etmiştir ki Ramazan ayınızın sonuna kadar bu şeytanların zinciri çözülmez.”[15]

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ramazan ayının ilk gecesi olduğunda celil olan Allah Tebarek ve Teala şöyle seslenir: “...Ey Cebrail! Yeryüzüne git ve isyankar şeytanları zincire vur ki kullarımın orucunu bozmasın.”[16]

Şeytanların bu ayda zincire vurulduğu hususundaki rivayetler Şii[17] ve Sünni yoluyla[18] nakledilmiş olup istifaze derecesinden daha yüksek ve tevatür haddindedir.”


Ramazan Ayında Allah’ın Bağışlaması
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim ramazan ayını derk eder de bağışlanmazsa Allah onu rahmetinden uzaklaştırmıştır.”[19]

Resulullah (s.a.a), Ramazan ayı geldiğinde şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz mutsuz kimse bu büyük ayda Allah’ın mağfiretinden mahrum olan kimsedir.”[20]

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz gerçek mutsuz kimse, bu ayı geçirdiği halde günahları bağışlanmayan kimsedir.”[21]

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ramazan ayında bağışlanmayan kimse hangi ayda bağışlanır?!!”[22]

Resulullah (s.a.a), minbere çıkıp şöyle buyurdu: “Amin! Ey insanlar! Şüphesiz Cebrail yanıma geldi ve bana şöyle dedi: “Ey Muhammed! Her kim bu Ramazan ayını derk eder ve bağışlanmadan ölürse Allah onu rahmetinden uzaklaştırsın. Sen de, “Amin” de. Bunun üzerine ben de, “Amin” dedim.”[23]

Bir hadiste şöyle yer almıştır: “Cebrail yanıma geldi ve şöyle dedi: “Ramazan ayına ulaştığı halde bağışlanmayan kimse hor ve hakir olsun.” Ben de, “Amin” dedim.”[24]


İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ramazan ayında bağışlanmayan kimse Arefe’de hazır olma dışında öbür Ramazan ayına kadar bağışlanmaz.”[25]

Kuran ahlakından uzak toplumlarda en yoğun yaşanan ve kabul gören özelliklerden birisi öfke ve gerilimdir. Olaylar karşısında öfkelenmek, sinirlenmek normal karşılanan tepkiler olarak görülür. Çevremizde sık sık "üstüne gitme; şuan biraz sinirli; sinirlendi ne yapsın" gibi ifadeler duyarız. İnsanların bazıları, günlük olaylar karşısında hemen öfkelenmeye, gerilmeye, sesini yükseltmeye, tartışmaya ve hatta kavga etmeye eğilimlidirler. Bu insanlar, trafikte uzun sure kaldıklarında, alışverişte aldığı ürün kusurlu çıktığında, işyerinde yemeğe planladığı saatte çıkamayıp bir de üstüne birisi kendisinden bir iş istediğinde, eleştirildiğinde, hava sıcakken yürümek zorunda kaldığında, birisi yanlışlıkla bir eşyasına zarar verdiğinde, kısacası karşılaştıkları olayların büyük bir çoğunluğunda öfkelenirler. Bu tip olayları hep olmaması gereken, günlük yaşamlarının işleyişini bozan olaylar olarak görürler. Sokakta veya bir otobüsün içinde bu tip insanların yüzlerindeki gerilim ve her an sanki kavgaya tutuşacakmış izlenimi veren yüz ifadesi dikkat çekmektedir.

Oysa Müslümanın böyle olaylara olan bakış açısı tamamen farklıdır. Dışarıdan, yüzeysel bir gözle bakıldığında aksilik gibi görünen tüm olayları Allah'ın kaderde yarattığını, daha kendisi doğmadan kaderinde o yaşayacağı olayın en ince ayrıntısına kadar planlandığını bilir. Allah her insanın karşısına çıkan olayları, o kişi için özel olarak yaratmakta, onun sabrını, tahammül gücünü, tevekkülünü ve zor anlarda Kuran ahlakına uygun bir tutum gösterip göstermeyeceğini denemektedir. Bunu bilen Müslüman, o olayın kaderinde yaratıldığını bilir ve hayırlı yönleri görmeye çalışır. Her ne kadar her olayın sebebi başka olaylar gibi görünse de, aslında tümü Allah'ın kontrolünde işlemektedir. İşte burada müminin göstereceği ahlakın, cahiliye ahlakından farkı ortaya çıkmaktadır. Mümin böyle olaylar karşısında gerilip, sinirlenmez, fiziksel olarak zorlandığı olaylar ile karşılaşsa bile, Allah'ın yarattığını bildiği için, Allah'a güvenir, daima en güzel tepkiyi, en güzel cevabı verir, kalbi daima mutmain ve huzurludur. Olaylardaki hayır ve hikmetleri düşünüp, Allah'ın kendisinden en razı olacağı, en beğeneceği ahlakı göstermeye gayret eder. Allah, Kuran'ın bir ayetinde Müslümanın öfkesini Allah rızası için yendiğini şöyle bildirmektedir:

Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever. (Al-i İmran Suresi, 134)

Günlük hayatımızda, yer yer, “falanın kalbi bozuk” yahut,“filânca kalp ameliyatı geçirmiş” gibi sözler ederiz. Bu konuşmalarımızda, kalbi, iki ayrı mânâsıyla kullanırız. Bunlardan biri maddî, diğeri ise mânevîdir. Bir başka ifadeyle, biri zâhirî, diğeri bâtınî...

Her ikisinin de aynı isimle yâd edilmesine değişik açıklamalar getirilmiş. Bunlardan birisine göre, insan ruhunun bedenle ilk alâkası kalpte başlıyor. Bir diğerine göre, kalbe bu ismin verilmesi mecazdır: “Maddî kalbin bedendeki rolü ne kadar önemli ise, mânevî kalbin de insanın ruhî hayatında öyle büyük bir vazifesi vardır.” Bazı zâtlar da, kalbi, ruh mânâsında kullanmışlardır.

Maddî kalp, bedenin her yanına kan ulaştıran ve dakikada ortalama beş kilo kadar kan pompalayan harika bir cihaz. Bu kalp bütün bir kâinata muhtaçtır. Kâinat fabrikasında kan üretilecek ki kalp de o kanı bedenin her köşesine pompalasın. Kâinattan insanı süzen ve insan fabrikasında gıdaları ete, kemiğe, kana, iliğe çeviren bir kudret, o kalbi çalıştırmakta ve o kanı bedenin her köşesine sevk etmektedir.
Ben kimin mahlûkuyum? Şu âlem kimin mülkü? Bu dünyada kimin misafiriyim? Daha sonra nereye gideceğim? Beni misafir eden zât, benden ne istiyor? İşte kalbin bâtını, bu gibi soruların cevaplarıyla tatmin oluyor. Onun talebi marifetullah (Allahı tanıma) olunca, elbette, samediyete en büyük âyine o olacaktır. Diğer mahlûklar bu kâinatın maddesine muhtaç. O ise, bu âlemin sahibini tanımaya, bilmeye, Ona iman ve itaat etmeye muhtaç.

Bunu anlamayan ve kalplerinin gıdasını ihmal eden insanlarda, bu ihmâlin peşin cezası olarak, hemen huzursuzluk, sıkıntı, tatminsizlik, korku, endişe gibi hastalıklar kalbi sarar.

Midenin açlığını elbisenin güzelliği, yahut gömleğin kalitesi gideremiyor; o ancak rızık istiyor. Kalbin boşluğunu da hiçbir rütbe, hiçbir içtimaî makam, hiçbir beşerî teveccüh ve hiçbir fâni hedef doyuramıyor.

Kalbin Rabbi, onun ancak zikirle tatmin olacağını bildiriyor bize.

Nedir zikir?
Kelime mânâsıyla hatırlama. Allahı hatırlatan her hâdise, her levha, her ilmî eser birer zikir vesilesi. Kalp, bir fabrika, bir saray, bir misafirhane olan şu muhteşem kâinatın ancak Allahın emir ve iradesiyle var olduğunu bilmekle tatmin olur.

Beden ruhun hanesi ise, kâinat da onun şehridir. Kalp hem bu haneyi sever, hem de o şehri. İkisini de Allahın mülkü bilir. Onun kutsi sıfatlarının bütün eşyayı ihata ettiğine inanmakla hem bedende rahat yaşar, hem kâinatta. Bedeni de huzurla terk eder, kâinatı da. Çok iyi bilir ki, bunların ikisi de kendi mülkü değildir. Böylece ikisinden de geçer, onların hakiki sahibine iltica eder. Dileyeceğini Ondan diler. Hiçbir hâdiseden sarsılmaz, hiçbir musibetten korkmaz. Çok iyi bilir ki, mutlak kudret ve irade ancak Allahındır. Onun izni olmadan ne karınca bir adım atabilir, ne hava deprenebilir, ne kan deveran edebilir, ne güneş ışık saçabilir.
İşte kalp bu iman ve bu marifet ile tatmin olur.

Yediğimiz bir meyvenin ne rengi, ne güzelliği, ne kokusu, ne tadı kalbe ulaşır. Ve kalp bunların hiçbiriyle tatmin olmaz. Ama, insan o renge hayran kaldı mı, o nimete minnettarlık hissetti mi, o tada meftun oldu mu, işte o zaman bu mânâlar kalbe yerleşir. Bu hayret, şükrü getirirse kalp gıdasını almaya başlamış demektir.

Kalp, bu kâinatın özüyle beslenir, mânâsıyla ilgilenir. Onun işi bu âlemle değil, onda tecelli eden ilâhî isimlerledir. Göz elmaya bakarken, kalp onda tecelli eden Allahın isimlerine nazar eder ve ancak böyle bir nazarla tatmin olur
Evet, kalbin zâhiri bütün kâinata muhtaç. Ve kalp bu hâliyle Allahın Samed ismine âyine. Maddî kalbin kâinata ve içindeki eşyaya olan ihtiyacını, ancak her muhtacın ihtiyacını gören ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah yerine getiriyor, Samed isminin tecellisiyle... Kalp bu yönüyle bir ağaçtan, bir çiçekten pek fazla ileri değil. Onlar da kâinatın her şeyine muhtaç. Onlar da bu ihtiyaçlarının görülmesiyle Samed ismine ayna oluyorlar.

Kalbin bâtınına gelince, samediyete asıl âyine o... “Bâtın-ı kalp âyine-i sameddir.”

Bu hakikati: “Kalpler ancak Allahın zikriyle mutmain olur.” âyet-i kerimesi ders verir.

Bedendeki her organın kendine göre bir çeşit tatmini söz konusudur. Göz görmekle, kulak işitmekle tatmin oluyor. Dilin tatmini tat ile, mideninki gıda ile. Kalbin ise en büyük ihtiyacı, iman.
_________________
bu güzel ortamda olmak güzel inşallah düzeyli ve inancımıza yakışır fikirler ve görüşler yazılır ve çizilir dosta düşmana dinimizin inancımızın güzel ahlakını kucaklayıcılığını birleştiricliğini hep beraber gösteririz

01/02/2012 02:02:29
25/11/2011 18:44:29
15/10/2011 12:54:38


Alexa Toolbar



14/12/10 bu insanlar nereye gidiyor
23/08/10 bugün dünya bozulacak olsa neyapardınız
12/08/10 yeterince allaha kurana islama ve peygamberine .s.a.v yoneliyormuyuz ??
23/01/10 AKP zihniyetinden memnunmusunus



Foto Blog Forum Yorum
65 221 3 3
Video Giriş Alexa Kıdem
51 240 79 906
Hediye Mesaj Email
-70 -625 45






,









durust yalansız dolansız gercekcı bır sevgisi saygısı olan allah korkusu olan dosluklar kardeslıkler arkadaslıklar amacım kalıcı mekkenin-sesi@hotmail.com msn adresim den ulasabılırısnıs veya 0554 460 03 41 numaralı telden ulasabılırsınıs..

Aşk mı dedin gülüm, dur hele…Biraz da biz tarif edelim, birazda biz tarifsizliğin tarifini yapalım..

Ne yağacak yanlızlık sahralarına?

Aşk, kime göre yanmak, kimine göre gül, kimine göre de bülbül, bazılarına bakarsak, Hz. Yusuf, bazen de Züleyha... Biz hiç bakabildik mi gönül penceresinden haa…

Bazen parıltılı bir ddkfxd, bazen şiir-âne.. Bazen de, gönül kalemiyle çizilen ve anlatılan avâre.. Aşk dedik ya gülüm çaresizlik değil, çare üretmektir çaresizliğin gölgesinde …

Aşk, yanmak değil, İbrahim-î bir muhabbetle yanmaktır…

Aşk, Mevlanâ değil, onun özüdür..
Aşk, Yusuf değil, onun hayasıdır..

Aşk, Yunus değil, onun sevdasıdır… Bence aşk odundur gülüm odun… Şaşırma bakma öyle tuhaf tuhaf yüzlere, doğru duydu kalp kulağın, odun diyorum.. Hani şu Yunus’un dağdan muhabbetle kestiği, aşka hangisi yakışır deyip muhasebe ettiği, kalem gibi bulmak için saatlerin verdiği odundan bahsediyorum… Muhabbet kapısından eğri girilmez…Şerefliler kapısından nefsine uyanlar geçemez… Zoru bulmak değil zora kolay sıfatını koyabilmektir..

Aşk, güller arasında sevgiliğe hitap değil, dikenlerin arasından dikenlere dokundurmadan sevgiliyi geçirmektir…

Aşk, parmakta bir halka değil, kalpte tokmak olmalı…Çevirdiğin zaman tokmağı, cenneti aşmalı… Kapattığın zaman, nur cemali seyretmeli insan…

Aşk, bin yıl seni seviyorum naraları atmak değil, bir gecenin yalnızlık elbisesi giydiği, buz gibi bir havanın nefesleri kestiği, imkanların kesip imkansızlıkların başladığı, bir noktada sevgilinin elini tutup soğuğa inat bir sıcaklıkla, sessiz bir feryatla, “ İYİKİ VARSIN YAR” deyip muhabbetle, gözlerinin içine hasretle bakmaktır…

Aşk, şaşalı, pahalı dünyevî bir hediye değil “ MUHAMMED-Î BİR MUHABBETLE“ önemsemek ve önemsenmektir…

YALAN DOLAN CIKAR MENFAAT GOZETMEK INSANLARIN DUYGULARIYLA NAMUSUYLA SEREFIYLE OYNAMAK IKI YÜZLÜLÜK ACIKCASI SEREFSİZLİK İblis'in Peygamber Efendimiz İle Konuşmasıİblis'in Peygamber Efendimi İle Konuşması
Seceret-ül Kevn'den
(Muhîddin-i Arabî)
îbni Abbas (R.A.) den naklen Muaz bin Cebel rivayet ediyor;
Bir gün Rasulüllah (S.A.V.) Efendimiz Hz. Eyyüb El-Ensarî'nin evinde ashabı ile sohbet ederlerken, dışarıdan:
- Ya Rasülullah! Görülecek, halledilecek bir işim var. Halli için içeriye girmeme müsaade buyurur musunuz? diye bir ses geldi. Bu sesi işiten Rasulüllah (S.A.V.) Efendimiz ashaba dönerek:
- Bu sesin sahibinin kim olduğunu biliyor musunuz
- Allah ve Rasülü en iyi bilendir. Sesin sahibinin kim olduğunu bilmiyoruz ya Rasûlullah! dediler. Efendimiz:
- O, melûn îblîs'tir Allah'ın laneti O'nun üzerine olsun, buyurunca
Hz. Ömer (R.A.) hemen yerinden fırlayarak:
Ya Rasûlullah! izin veriniz. O'nu hemen öldüreyim, dedi.
- Dur ya Ömer! Bilmez misin ki
O'na belli hır vakte kadar mühlet verilmiştir. Buna kimse muktedir değildir. Öldürmeyi aklından çıkar, dedikten sonra şöyle buyurdu:
- Kapıyı açın, gelsin. O, buraya gelmek için emir almıştır. Söyleyeceği sözleri iyice anlamaya çalışınız'.
Rasûlüllah'ın izni üzerine açılan kapıdan melun îblîs içeri girdi. Gözleri yukarı doğru açılmış, kafası büyük bir fil kafası gibi. şaşı, köse bir ihtiyar görünümünde. îblîs:
- Selam sana ya Muhammedi Selam size ey Peygamber ashabı! diye selam verdi. İblîs'in selamını kimse almadı. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:
- Selam Allah'ındır ey mel'un! buyurarak, bize niçin geldin ya laîn? diye sordu.
İblis:
- Ben de buraya gelmekten çok rahatsız oldum. Allah-u Teala'nın, bir melekle; "Habibim Muhammed'e (S.A.V.) zeliline bir şekilde gidecek ve insanları nasıl aldattığını anlatacaksın. Sana ne sorulursa doğru cevap vereceksin şeklindeki emri üzerine buraya geldim." dedi.
Bunun üzerine Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimiz.
- Ya mel'un! Söyle bakalım. insanlar arasında en çok sevmediğin kimdir? diye sordu, îblîs:
- Sensin ya Muhammedi diye cevap verdi. Rasülüllah:
- Benden sonra en çok kimleri sevmezsin? diye sordu, îblîs:
- Adil devlet reislerini, ilmiyle amel eden alimi, Varlığım Allah yoluna adayan müttakî genci.
Sabırlı olan fakiri ki, ihtiyacım üç gün üst üste hiç kimseye anlatmaz, halinden kimseye şikayet etmez. Şükreden zengini ki, kazancı helal yoldandır ve Allah rızası için harcar ,fakir ve yetimleri korur.
Kur'ân-ı hıfzederek onunla amel edeni ve beş vakit Allah (c.c.) rızası için ezan okuyan .müezzini, Dinine bağlı, daima abdestli olan zahidi ve kendini haramdan sakınan merhametli kalb sahi-bini; Helal yiyip cömert olan kişiyi ve Hakk için tevazu edip, ahlakı güzel olanı; Herkes uyurken gece kalkıp namaz kılanı; Allah (c.c.) için sevişen iki genci, Cemaatle namaz kılmaya çok istek ve dikkatli mü'mini kalbinde bir şey olmaksızın arkadaşlarına nasihat verip, Allah'ın (c.c.) tekeffül ettiğini tasdik edeni; İhlaslı ve tesettüre riayet eden kadınlara yardımcı olan kimseyi; ölüm her an gelecekmiş gibi hazırlık yapan müslümanı hiç sevmem. Bunlar benim can düşmanlarımdır, diye cevap verdi.
Resülullah (S,A.V.) Efendimiz ile îblis arasında şu konuşma geçti:
- Ümmetim tadil-i erkan üzere namazını eda etse nasıl olursun?
- Beni bir sıtma tutar, tir tir titrerim. Kul Allah için secde ettikçe bir derece yükselir.
- Peki, oruç tuttukları zaman?
- Elim, ayağım bağlanır. Ta onla iftar edinceye kadar.
- Kur'an okudukları zaman?
- Eririm. Suda eriyen tuz, 'Ateşte eriyen kurşun gibi.
- Hacc etseler?
- Boynuma bir zincir vurulur.
- Sadaka verdikleri zaman nasıl olursun?
- İste o zaman halim çok kötü olur. Sanki sadaka veren başımdan aşağıya beni ikiye böler.
Zira sadakada şu hasletler vardır;
Sadaka verenin malı bereketlenir. Allah-u Teala sadakalarım cehennemle arasında perde yapar, her türlü belâ sıkıntı ve üzüntüleri ondan giderir, duaları makbul olur, Kıyamet günü hayırları mizanda ağır gelir.
İblîs'in bu sözlerinden sonra Resülüllah (S.A.V.) Efendimiz, ona sıra ile şu sorulan sordu.
- Ya mel'un! Beraber oturduğun arkadaşın kimlerdir?
- Faiz yiyenler.
- Dostların kimlerdir?
- Zina edenler, yalan söyleyenler.
- Yatak arkadaşların ve hizmetçilerin kimlerdir?
- İçki içenler, sarhoşlar.
- Misafirlerin kimlerdir?
- Hırsızlar.
- Elçîn ve habercilerin kimlerdir?
- Sihirbazlar. .
- Gözünün nuru nedir?
- Talak'a (Karısını boşamak için) yemin edenler.
- Sevgililerin kimlerdir?
- Cuma namazını terkedenler.
- Hazinedarın?
- Zekat vermeyenler.
- Peki, ya lain, senin kalbini ne kırar?
- Allah rızası için cihada giden atların kişnemesi.
- Senin cismim ne eritir?
- Günahlarına tövbe edenlerin tövbesi.
- Ciğerini parçalayan nedir?
- Gece ve gündüz Allah'a çokça yapılan istiğfar.
- Peki, yüzünü ne kara eder?
- Gizlice verilen sadaka.
- Gözünü kör eden?
- Teheccüd (gece) namazı.
- Başım eğdiren?
- Çokça cemaatle kılınan namaz ve sana devamlı getirilen salavat.
- Sana göre insanların en sevimli-si kimdir?
- Namazlarım bilerek kasden bırakanlar.
- Sana göre insanların en şakîsi kimdir?
- Cömertler.
- Seni işinden ne alıkoyar?
- Alimlerin meclisleri.
- Ebu Bekir için ne dersin?
- Cahiliyyet devrinde bile bana itaat etmeyen O. İslam'a girdikten sonra mı itaat edip yalan söyleyecek?
- Peki Ömer için ne dersin?
- Her gördüğüm yerde ondan kaçarım.
- Peki Osman için?
- O'ndan pek çok utanırım.
- Peki ya Ali için ne dersin?
- O'nunla başa çıkamam! Beni kendi başıma bıraksa. Ben de O'nu bıraksam. Ama O beni bırakmaz.
Resülüllah (S.A.V.) İblîs'in bu sözlerinden sonra söyle buyurdu.
- Allah'a hamdolsun. Ey şakî Ümmetimin saadete kavuşması için ahiretine hazırlanmasını sağladın.
Bunun üzerine İblîs de şöyle dedi:
- Ya Muhammedi Ümmetinin saadeti için nasıl ferah durursun? Ben o belli vakte kadar sağ kald?kça, onların kan damarlarında dolaşır, vesvese veririm. Beni yaratan Allah'a yemin ederim, ki, onların alim ve cahillerim, abid ve tacirlerini velhasıl hepsini azdırırım. Yalnız Allah'ın salih kulları müstesna. İşte onları azdıramam.
Rasülüllah (S.A.V.) Efendimiz:
- Sana göre bu salih kullar kimlerdir. Ya Lain? diye sorunca İblîs;
- O salih kul ki mal ve parayı sevmez, medhedilmekten hoşlanmaz, hemen onu bırakır, kaçarım. Bir kimse ki malı, parayı ve övülmeyi sever, kalbi dünya arzularına bağlıdır. İşte o benim en itaatkar dostumdur.
Sonra benim yetmişbin tane çocuğum vardır. Onların her birini bir yere tayin etmişimdir. Her çocuğumun da yetmişbin tane şeytanı vardır.
Onların bir kısmım ülemaya, bir kısmım meşayiha, bir kısmım ihtiyar kadınlara musallat etdim. Bir kısmım gençlere ve çocuklara gönderdim. Gençlerle aramız gayet iyidir. Çocuklarla da bizimkilerin istedikleri gibi oynarlar. Bir kısmını da âbid ve zahidlere yolladım. Her taraflarından hücum ederler. Öyle bir hale gelirler ki, başlarlar, çeşitli sebeplerden herhangi birine sövmeye. İşte böylece ihlasları gider. Yaptıkları ibadetleri ihlassız olur. Fakat bu durumlarının farkında olamazlar.
Rasûlallah (S.A.V.) ile iblis arasındaki konuşma şöyle devam etti:
- Rabbinden neler taleb ettin?
- On şey taleb ettim.
- Nedir o taleb ettiklerin ey mel' ün?
- Şunlardır: Birincisi, Allah'tan beni, Adem oğullarının malına ve evladına ortak etmesin! diledim. Bu ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki bu (Onların mallarına ve çocuklarına ortak ol. Onlara vaad et. Halbuki şeytan onlara aldatıştan başka ne vaad eder "îsra: 64") ayet-i celîlesi ile sabittir.
Besmelesiz kesilen her hayvanın etinden, faiz ve haram karışan her yemekten yerim. Şeytandan, Allah'a sığınılmayan malın da ortağıyım. Öyle ki, cinsî münasebet anında besmele çekmeyip şeytandan Allah'a sığınmayan kimse ile birlikte, hanımı ile birleşirim. Ve o birleşmeden hâsıl olan çocuk bize itaat eder, sözümüzü dinler.
Her kim hayvana (veya vasıtaya) binerken haram yola gitmeyi isteyerek binerse ben de onunla beraber binerim. Ona yol arkadaşı olurum. Bu da ayet ile sabittir. Allah-u Teala bana şu emri verdi: "Onlar üzerine suvalilerinle, piyadelerinle yaygara çıkart. -îsra: 64-"
Kendime kardeşler istedim. Bana mallarım israf edenlerle, ma'siyet yoluna para harcayanları verdi.
Bu da şu ayet-i celîle ile sabittir. "Çünkü (mallarını) saçıp savuranlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine (karşı) çok nankördür.")
Ben Adem oğullarını görebileyim, fakat onlar beni görmesinler diye, diledim. Allah kabul etti.
Bunun üzerine Resülülah (S.A.V.) şöyle buyurdu.
- Eğer bu söylediklerin! Allah'ın (c.c.) Kitabındaki ayetlerle isbat etmeseydin seni tasdiklemezdim.
Ya Muhammedi Ben hiç kimseyi azdırmaya, delalete düşürmeye kadir değilim. Ancak vesvese vererek kötü bir şeyi güzel gösterebilirim. Eğer delalete düşürmeye imkanım olsaydı, dünyada Allah'a ve Peygamberlerine inanan hiç bir insan bırakmaz, hepsin! delalete ve küfre sürüklerdim.
Nasıl ki, sen de, hidayete kadir değilsin. Zira Sen ancak Allah'ın Rasülüsün ve tebliğe memursun. Şayet hidayet elinde olsaydı yeryüzünde tek kafir bırakmazdın.
Sen, Allah'ın mü'min kulları için bir hüccetsin... Ben de, kendisi için ezelde şekavet yazılan kimselere bir sebebim.
Hidayet de, dalalet de ancak Allah' tandır.
- o -
Şeytan onlara vaad eder, olmayacak kuruntulara ve ümidlere düşürür. Fakat şeytan onlara kuru bir aldatmadan başka ne vaad eder?
İşte onların (aldananların) varacakları yer cehennemdir. Oradan kaçacak bir yer de bulamayacaklardır.
Nisa Süresi Ayet: 120-21
Kur'an okuduğun vakit, o kovulmuş şeytandan. Allah'a sığın.
Hakikat şu ki iman edipte Rableri-ne tevekkül edenler üzerinde o şeytanın herhangibir hakimiyeti yoktur.
Onun hakimiyeti ancak, kendisini dost edinenlere ve Allah'a ortak koşanlaradır




fanidunya rumuzlu üyemizin 7 adet arkadaşi var.



Only my friends can see my activity feed.


Displaying 12 out of 14 comments
20/02/2017 11:10:08



25/11/2011 05:47:17


HAYIRLI CUMALAR,.........................
YA RABBİM !!! ÇARESİZ OLDUĞUM İÇİN DEĞİL, DERDİMİN ÇARESİNİN ANCAK SEN OLDUĞUNU BİLDİĞİM İÇİN GELDİM KAPINA...TÜM KAPILAR ÜZERİME KAPANDI DİYE DEĞİL, BÜTÜN KAPILARI AÇAÇAK ANAHTARIN SEN OLDUĞUNU BİLDİĞİM İÇiN, DUALARIMIDA HARMANLAYIP GÖZYAŞLARIMLA, SANA DOĞRU ÇIKTIĞIM O YOLDA BİR TEK GÖNLÜMÜ ALDIM YANIMA ONUNLA DAYANDIM KAPINA... ŞU AN TÜRKİYENİ HER BİR KÖŞESİNDE VE ÜYELERİM ARASINDA ,, KARDEŞLERİM VAR ZOR DURUMDALAR.. ONLARI FERAH , REFAHA KAVUŞTUR YARABBİM.. HER TÜRLÜ, BELA, MUSİBET, VE KÖTÜ AKİBETDEN BİZLERİ KORU GÖZET,, YA RABBİM!! ÖNEMLİ OLAN İNSANIN BAŞI DERDE GİRİNCE YÜCE ALLAHIMIZI HATIRLAMASI DEĞİL. HER ŞEY GÜLLÜK GÜLÜSTANLIK İKEN ALLAHA ŞÜKREDİLMESİ DUA EDİLMESİDİR...YÜCE MEVLAM YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN (AMİİİN),..........



20/02/2011 03:12:14



20/02/2011 03:12:14



20/02/2011 03:12:14




02/07/2010 03:34:07

*Kameralı Chat (Kilitleme seçenekli)

*Sesli Chat (Kilitleme seçenekli)

*Yazili Chat

*Özel Mesajlaşma (2 kişi arasında)

*Özel Odalar (Önceden açılmış odalara katılın)

*Kendi Odanız (Kendiniz oda açıp arkadaşlarınızı çağırın)

Arkadaş bulmanın kolayı TurkSpace Canlı Sohbet'de.

Sitemize destek olmak için ve TurkSpace ile Canlı Sohbet'deki Kameralı, sesli Chat özelliklerini sınırsız kullanmak

icin lütfen ALEXA TOOLBAR yükleyin



29/04/2010 11:42:39

selam.sizinprofilinze bakdim .ne guzel dinini seven bagli birisini gormek.cok beyendim.hayatiniz boyu bu guzelikller icinde olmanizi allahdan dilerim.



20/02/2010 03:12:10



20/02/2010 03:12:10



20/02/2010 03:12:10




06/12/2009 04:22:00

sayfandaki yazini cok beendim harika





Copyright © 2007-2010 TurkSpace, Inc. All rights reserved.