Hoşgeldin Ziyaretçi, Giriş Yap yada Hemen Bize Katıl
CANLI SOHBET | FLASHCHAT | MESSENGER | FAVORİLERE EKLE
| DİL:
 

JoLi
PROFİL   ALBÜM   BLOGLAR   ZİYARETÇİ DEFTERİ   ARKADAŞLARIM   BEĞENDİKLERİM   VİDEOLAR  
 
MADE IN ( KARA_DAGLI )

Diğer Resimler
mem_vip OFFLINE
Bayan
33 yaşında

Brussels, Brussels
Belçika

Görüntülenme: 10032
Puan: [ 41 ]
Şampiyonluk: 95

Durum: JoLi'nın profiline hoşgeldiniz

İLETİŞİM PANELİ
MESAJ GÖNDER
SOHBET
ARKADAŞLARIMA EKLE
GRUP DAVETİYESİ YOLLA
Beğendiklerime Ekle
PUANLA BENİ
HEDİYE YOLLA

Fizik: Balık Eti
Din: İslam
MESLEK: İşsiz
İÇKİ: Evet
SİGARA: Evet
SAÇ RENGİ: Sarışın
GÖZ RENGİ: Kahverengi
EğITIM: Lise
Medeni Durum: Bekar
ÜYELİK TARİHİ: 03/02/2008
BURÇ: Yengeç
SON GİRİŞ: 22/11/2008 15:15:49
PUAN: 9.23

Gönderen:
saulmate33
Gönderen:
SoN_KuRSHuN
Gönderen:
saulmate33
Gönderen:
saulmate33


sevgi cafe, TurkSpace, BALKANLAR,RUMELİ VE TRAKYA, ÜLKELER, Türkiyem














You must login before viewing my schools.


BISSURU :d

O KADAR COKKI :d

MSN ISTEME BENDEN BUZ GIBI SOGURUM SENDEN :d

RICA EDICEM CUMLE KURMAYI BILMEYENLER A DEDIGIMDE B ANLAYANLAR YAZMASIN ONCE TEDAVI OLSUNLAR :d

JoLi rumuzlu üyemizin 171 adet arkadaşi var.



Displaying 12 out of 624 comments
22/11/2008 15:23:22





MİSKET





        Yaşlı adam, bir
konfeksiyon mağazasına ait vitrine uzun uzun baktıktan sonra, ilerideki yeşillikte
oynayan çocukların en zayıfına dönerek:


 

        -Küçüüük! diye
seslendi. Bana biraz yardımcı olur musun?


 

        Çocuk, hafta sonlarında
yaptıkları misket oyununu ilk defa kazanmış olmasına rağmen arkadaşlarını bırakıp
geldi. 7-8 yaşlarındaydı ve üzerindeki elbiseler, "tek kelimeyle"
dökülüyordu.


        Yaşlı adam, çocuğun
saçlarını okşadıktan sonra:


        Vitrindeki
elbiseyi giymeni istemiştim, dedi. Bakalım üzerine


uyacak mi?

        Çocuk, bu teklifi
ilk önce şaka sandı. Ama adam son derece ciddiydi. Onunla birlikte mağazaya
girerken, ilk önce rüyâda olup olmadığını, daha sonrada şimdiye kadar yeni bir
elbise giyip giymediğini düşündü. Genellikle ailedeki büyük çocuğa alınan veya komşular
tarafından verilen giyecekler, elbiselerin ona dar gelmesiyle birlikte ortanca kardeşe
kalır, birkaç sene sonra da dizleri aşınmış veya delinmiş vaziyette kendisine yamanırdı.


        Ama "her
zaman hasta" dedikleri babasının ne kadar zor para kazandığını bildiğinden,
bu işe bir kere bile itiraz etmemişti. simdi ise, ilk defa yeni bir elbisesi olacaktı.
Üstelik de bayrama üç gün kala.


 

        Çocuk, yaşlı adamın
gösterdiği elbiseleri giydiğinde, büyümüş



olduğunu
ilk defa farketti. Çizgili kadifeden yapılmış pantolon, bacaklarının ne kadar
uzun olduğunu ortaya koyarken, yeni ceketi de omuzlarını iyice geniş göstermişti.
Fakat hepsinin üzerine giydiği kaban bir başkaydı ve artık üşümeyecekti. Çocuk,
biraz önce kazandığı misketleri onun cebine bıraktığında, iyice keyiflendi. İrili
ufaklı misketler, gayet derin olan ceplerin bir köşesinde kalmıştı. Demek ki
her bir cep, en az elli misket alabilirdi.


        Yaşlı adam, çocuğu
sağa sola döndürdükten sonra, elbiselerin


paketlenmesini istedi. Ve iş tamamlandığında,
tezgâhtara dönerek:


 

        -Elbiseleri
torunuma alıyorum, dedi. Kendisine sürpriz yapacağım


için, onları bu çocuğun üzerinde denedim. İkisinin
de boyu falan aynı


da...

        Çocuk, bir anda
beyninden vurulmuşa döndü ve ne diyeceğini bilemedi.


        Ama artık büyüdüğüne
göre, bir şey belli etmemeliydi. Aynaya son bir defa baktıktan sonra,
üzerindekileri yavaşça çıkartarak bir kenara fırlattığı eskileri giydi.


        Adam, elbiselerin
torununa uyacağından emindi. Yaptığı hizmet için çocuğa bir ciklet parası
vermek istediğinde, onu yanında göremedi. Haylaz velet, belli ki bu isten sıkılmıştı.


        Çocuk, arkadaşlarının
yanına döndüğünde, bir kenara çekilerek onları seyretmeye koyuldu. Ve bütün ısrarlara
rağmen oyuna katılmadı.


        Arkadaşları :

        -Niçin oynamıyorsun?
diye sordular. En güzel misketleri sen


kazanmıştın.

        -Çocuk, inci gibi
yaslar süzülen gözlerini arkadaşlarından


kaçırmaya çalışırken:

        -Misketlerim,
bu elbiselere yakışmayacak kadar güzeldi, dedi. Bu


yüzden onları, bayramlık kabanımın cebine sakladım.


        ASLINDA HER YAŞTA
AMA FARKLI SEKILLERDE HEP BIRILERI TARAFINDAN KANDIRILIP SONRA DA BIR KENARA
FIRLATILMADIK MI İŞİMİZDE – DOSTLUKTA - ARKADASLIKTA - BELKI DE AILEMIZDE..


        KİMİN UMURUNDA
-BIR BASKASININ- DUYGULARI, HISSETTIKLERI VEYA KANDIRILMASI, GÖZYASLARI YA DA
KALP KIRIKLIKLARI.


        BÜTÜN BIR ÖMÜR
BOYU KALAN IZLER NE YAZIK Kİ KÜLLİYEN HİÇ KİMSENİN...


        KEŞKE... KEŞKE...
FARKLI OLABİLSEYDİ HER ŞEY.


        BİRAZ DAHA
İNSANCA, BİRAZ DAHA HASSASCA, DÜRÜSTÇE VE BİRAZ DAHA YÜREKLİCE...





21/11/2008 21:05:51

120594298459.jpg picture by KOKOMELA



19/11/2008 02:06:33






esat tan kardeşime gelsin mutlu ol mutlu kal mutlu et umutlu ol.esat25








19/11/2008 00:52:41



19/11/2008 00:52:13


19/11/2008 00:51:50



19/11/2008 00:51:13



18/11/2008 22:01:22

click to comment



18/11/2008 22:00:06



18/11/2008 20:05:31



17/11/2008 18:43:58

MAZİYE VEFA


 




        Yelkovan kaçı vurmuş, akrep hangi rakamdan alıyor öcünü bilmek mümkün değildi o Temmuz sıcağında. İnsanın gözlerini kapattığında unutulmuş bir kasabanın mavi verandalı bir evinde hissettiği günlerden biriydi. Çıt yok. Gözlerimi kapatmış sadece kendimi dinliyor, saç tellerimden ayak parmaklarıma inen bir yorgunlukla baş etmeye çalışıyordum. Hayal gücünü zaptetmek zor, hele de yalnızlığı seviyorum diyerek kendini avutmanın yaşla orantılı olduğu gerçeği insanı daha da yıpratıyor. Kurulan hayallerle, içine gömüldüğünüz yalnızlığı dengelemeye çalışıyorsunuz.




        Canavar kesilmiş kabuslardan kendini kurtarabilseydi insan. Ya da sabah ezanında titremeyecek kadar güçlü hissedebilseydi kendisini, ne ölüm ne de yaşam korkusu görürdük gözlerinin ferinde.




        Kavak yapraklarından süzülen çiğ tanelerini gözyaşına, kedilerin gururunu efsane kahramanlarının cahil cesaretine benzeterek hayatın özünde bir romantizm yakalamaya çalışıyoruz. Oysa ki bundan ne çiğ damlasının, ne de kedinin haberi var. Kendi kendine yeteyim derken iyice kaptırıp, ruhunu bir Tibet keşişine çevirmek işten değil.




        İsteksizce ayağa kalktım. Bira bardağına doldurduğum musluk suyuna bir avuç dolusu buz atıp rehavet köşeme döndüm. Dünya üzerinde yaşamını bir saniye daha uzatmak için çırpınan insanları düşündüm, ben buzlu bardağımı vücudumda gezdirirken... Aynı anda bir annenin çocuğu başında yaktığı ağıtlar geldi kulağıma. "Haksızlığın böylesi" dedirten reality show spikerleri havasına girip biraz ağlamak istiyordum aslında. "Gözyaşlarımız yüreğimizin parçalarıysa eğer, hiç bitmeyecek. Çünkü dağlar kadar büyük bir yüreğimiz var bizim".




        Okunmamış kitap sayfalarının baştan çıkarıcı kokusu var sende. Bir an önce bitirmek ve katilin uşak olduğunu anlamak istiyorum. Öte yandan da her harfi aklımda tutmak, kelimeler arasındaki uyum içinde kaybolmak, saatlerce bu gizem kokusu içinde sarhoş olmak. Keşke sen de beni, ıssız bir adaya giderken götüreceğin 3 şeyden biri gibi sevseydin!




        "Seversen alırsın, alamazsan aşık olursun" diyordu rahmetli dedem.        Güzel tanımlama! Şimdi nektarin ağaçlarının altında bizleri bekliyor olmalı o güzel köyde. Taş plaktan çalınan içli ayrılık şarkılarını söylüyorum ben ona kimi zaman. Koroda öğrendiğim ilk Nihavendi (o zamanki arkadaşların deyimiyle "sızlayan mitolojik nağmeler(!)) ellerini tutarak söylediğimde ağlamaya başlamıştı. İşte o zaman hissettim ki, insan ancak mazisine tutunarak ayakta kalır, ruhunu satmaz Şeytana. O zaman bir bebeğin tebessümünden keyif alırsınız, ya da yalnız başına dahi ıslık çalarak tempo tutarsınız yürek atışlarınıza. Maziniz, sadece ruhsuz insan siluetlerinden, ya da tozlu raflarda okşanmayı bekleyen fotoğraf yığınından oluşuyorsa; bir adamı/kadını çok sevmiş de alamamışsanız (ve aşık olmuşsanız); ona, gözlerini kapattırırıp yazdığınız şiiri okumamışsanız, ya da üşüdüğü zaman kollarınız ona dolanmamamışsa; korkarım siz sadece nefes almışsınız!




        "İstikbale taltif, ancak maziye vefayla imkan dahilidir."




        Akşam serinliğinde çok oyalandığımı hissederek sandalyemden kalktım. Pikaba, sevdiğin plağı koyduğumda ellerim titredi birden.




        Üşüyordum...



17/11/2008 17:24:57

TU SAIS QUOI MAMOUR???




Copyright © 2008 TurkSpace, LLC. All rights reserved.